Şimdi: Gerçekliğin Ta Kendisi ve Aydınlanmanın Kapısı
- Özlem Çetinkaya

- 8 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Geçmişi unutmaktan ölesiye korkuyoruz. Gelecekle ilgili en büyük kaygılarımızdan biri de bu. Peki ya şimdi... Geçmiş ve geleceğe dair korkuların içinde şimdiyi, tam şu anda olanı, gerçekliğin ta kendisini unuttuğumuzun farkında mıyız? Şimdinin “an be an” bir geçmişe dönüştüğünü ve yine şimdinin geleceğe zemin oluşturduğunu hatırlasak, şimdi olana daha çok özen gösterir miyiz?
Bu sorular, insan deneyiminin özüne dokunur. Zihnimiz sürekli bir zaman tünelinde seyahat eder; ya olmuş olana pişmanlık duyarız ya da olacak olana endişeyle hazırlanırız. Bu telaşlı gidiş geliş içinde, elimizde var olan yegâne gerçekliği yani şimdiki anı gözden kaçırırız. Budist Dharma öğretisinin bize fısıldadığı en büyük sır da tam olarak budur: “Hakikat, ne geride bıraktığımız izlerde ne de ileride atacağımız adımlarda; o, daima ve sadece şu anın içinde mevcuttur.”
Dharma'nın Kalbindeki An
Budizm'de, Buda'nın öğretileri ve evrenin değişmez yasaları anlamına gelen Dharma, bize acıdan (Dukkha) kurtulmanın yolunu gösterir. Bu yolun temel taşı ise Doğru Farkındalık (Samma Sati) pratiğidir. Günümüzde “Mindfulness” olarak bilinen bu yaklaşım, zihnin şimdiki anda köklenmesini, bedeni, duyguları ve düşünceleri yargılamadan, bilinçle izlemeyi gerektirir.
Buda’nın kendi sözleriyle bu durumu özetleyelim: “Geçmişe takılıp kalma, geleceğin hayalini kurma. Zihnini yalnızca içinden bulunduğun ana odakla ve yaşa.”
Geçmiş, zaten dağılmış bir hayaldir, gelecek ise henüz doğmamış bir potansiyel... Bizi acıya bağlayan zincirler, bu ikisi arasındaki illüzyonel bağlardan oluşur. Oysa bütün varoluş, sadece şimdiki anın kesintisiz akışıdır. Her bir an, yeni bir doğumdur, bütün karmik tohumların filizlenebileceği yegâne zemindir. Şimdiki anda yaptığımız seçimler, eylemler ve geliştirdiğimiz niyetler, gelecekteki deneyimlerimizi yaratan karmayı oluşturur. Geçmişin yükünü ya da geleceğin kaygısını taşıyarak bu anı yaşadığımızda, hem bu anın kalitesini düşürürüz hem de geleceğimizi sisli bir bilinç haliyle şekillendiririz.
Aydınlanma: Anın Tam İçinde Uyanış
Budist pratiğin nihai amacı olan Aydınlanma (Bodhi) ya da Nirvana, gizemli, uzak bir göksel durum değildir. O, cehalet (gerçekliği olduğu gibi görememe), arzu ve nefretin tamamen sönmesi yani zihinsel zincirlerden kurtulma halidir. Bu uyanış, gelecekte bir gün yaşanacak mucizevi bir olay da değildir. Aydınlanma, yalnızca ve kesinlikle şimdiki anın içinde var olabilir.
Aydınlanmış olana Buda yani “Uyanmış Olan” denir. Bu, tam şu anda var olan gerçekliği, onun geçiciliğini (Anicca) ve özden yoksunluğunu (Anatman) kavramaktır. Bu kavrayış gerçekleştiği an, zihin illüzyonlar yaratmayı bırakır.
Nasıl ki bir meşale, sadece yandığı anda ışık verebilirse, hakikat de yalnızca yaşandığı anda kendini gösterebilir. Meditasyon ve farkındalık pratikleri, bu nedenle geçmiş ve gelecek arasındaki boşlukta sallanan zihni nazikçe şimdiki ana geri getirir. Zihin şimdiki ana demirlendiğinde, berraklaşır, huzura kavuşur ve nihayet gerçekliğin kendisiyle birleşir.
Şimdinin Değeri
Şimdi, sadece bir zaman dilimi değil, bütün varoluşun ta kendisidir.
Şimdi gösterdiğimiz özen, geleceğin temelini atar.
Şimdi farkındalıkla yaptığımız her nefes, geçmişin karmik döngülerini çözme gücüne sahiptir.
Şimdi, bir sonraki anın tohumudur.
Eğer geçmiş ve gelecek korkularımız, şimdiki anı yaşamamızı engelliyorsa aslında hayatın akışının tam ortasındaki en değerli şeyi kaçırıyoruz demektir. Dharma, bize sürekli olarak bu anın önemini hatırlatır: “Gerçeklik buradadır. Bilgelik buradadır.” Aydınlanma, her an, yeni bir nefesle yeniden doğmayı bekleyen bir potansiyel olarak buradadır.
O halde, geçmişin hayaletlerini ve geleceğin sislerini bir kenara bırakalım. Gözlerimizi açalım, bu anın dokusuna, sesine, hissine kulak verelim. Gerçek uyanış, tam şu anda gerçekleşir. Ve ancak şu anda tam bir özenle yaşarsak hem geçmişin yükünü hafifletebilir hem de aydınlık bir geleceğe zemin hazırlayabiliriz. Çünkü tek bir anın bile hakkını vermek, bütün bir evreni kucaklamakla eşdeğerdir.
İşte Budist Dharma'nın "şimdiki an" vurgusunu günlük yaşamınızda uygulamanın pratik yolları:
1. Mikro-Farkındalık Molaları (Tek Nefes Meditasyonu)
Şimdiki ana dönmek için saatlerce oturmanız gerekmez. Anı yakalamak için gün içine serpiştirilmiş küçük molalar kullanın.
Kapı Eşiği Kuralı: Bir odaya girip çıkarken durun. Elinizi kapı koluna koyduğunuz an, bir saniyelik duraklama yapın. Nefesinizin farkına varın ve zihninizdeki karmaşayı fark edin. Bu, bir eylemi bitirip diğerine başlarken zihni “sıfırlama” fırsatıdır.
Telefon Çaldığında: Telefonunuz çaldığında ya da bir bildirimi açmadan önce aceleyle tepki vermek yerine, bir an durun ve nefes alın. Bu küçük duraklama, tepkisel bir eylem yerine bilinçli bir yanıt vermenizi sağlar.
Kırmızı Işıkta: Trafikte kırmızı ışık yandığında sinirlenmek yerine, bunu bir meditasyon daveti olarak görün. Oturma pozisyonunuzu, nefesinizi ve bedeninizdeki gerginliği kontrol edin. “Şu an sadece oturuyorum ve bekliyorum” deyin.
2. Tek Görevlilik (Single-Tasking)
Çoğu zaman zihnimiz, bir eylemi yaparken aynı anda başka bir eylemi planlar veya geçmişi düşünür. Şimdiki anı deneyimlemenin yolu, yaptığınız şeye tamamen odaklanmaktır.
Bulaşık Yıkama: Ellerinizi hissettiğiniz suyun sıcaklığına, sabunun kokusuna ve bardağın dokusuna odaklanın. Bulaşıkları “Bir an önce bitirilmesi gereken bir görev” olarak değil, “şu an yaptığınız tek şey” olarak görün. Üstat Thich Nhat Hanh'ın dediği gibi “Bulaşık yıkarken sadece bulaşık yıkayın”.
Yemek Yemek: Her lokmayı yavaşça çiğneyin. Yemeğin tadına, kokusuna ve dokusuna dikkat edin. TV izlemeyi, telefonla uğraşmayı veya bir sonraki işi planlamayı bırakın.
3. Duygusal Durumların Farkındalığı (Duyguları Gözlemleme)
Geçmiş ve gelecek korkuları, genellikle güçlü duygusal tepkiler yaratır (endişe, öfke, pişmanlık). Şimdiki an pratiği, bu duyguları yargılamadan tanımayı öğretir.
Duyguya İsim Verin: Öfkelendiğinizde veya endişelendiğinizde, hemen o duyguya kapılmak yerine, durun ve zihinsel olarak etiketleyin: “Bu, öfke. Bu, endişe.”
Bedeninizdeki Yerini Bulun: Duygunun bedende nerede hissedildiğine odaklanın. Duygunuz bedeninizin neresinde? Örneğin, göğüste sıkışma ya da midede gerginlik olarak kendini gösteriyor olabilir. Duyguyla savaşmak yerine sadece onun fiziksel tezahürünü gözlemleyin. Duygular gelip geçicidir (Anicca). Sadece gözlemlendiğinde güçleri azalır.
4. Yürüyüş Meditasyonu (Kinhin)
Gündelik yürüyüşlerinizi bilinçli bir eyleme dönüştürün. Bu, şimdiki anın hareketli bir pratiğidir.
Ayaklarınızın Hissine Odaklanın: Her adımda ayağınızın yerden kalkışını, havada süzülüşünü ve yere temas edişini hissedin. Yavaşlayın ve her adımı takdir edin.
Amaçsız Yürüyüş: Bir yere yetişme hedefi olmadan yürüdüğünüzde, “yürüme eyleminin kendisi” amacınız olur.
5. Şefkat ve Nezaket Anları
Şimdiki ana özen göstermek, kendinize ve başkalarına özen göstermeyi de içerir.
Dinleme Sanatı: Biri sizinle konuşurken, gelecekte ne söyleyeceğinizi planlamayı bırakın. Telefonunuzu, işinizi ve diğer düşünceleri bir kenara bırakın. Karşınızdaki kişinin tam şu anda söylediklerini, ses tonunu ve beden dilini tamamen dinleyin. Bu, o anı ve karşınızdaki kişiyi onurlandırır.
“May I Be” (Umarım Olurum/Umarım Olursun) Pratiği: Zor bir an yaşadığınızda veya zor bir insanla karşılaştığınızda, zihninizden şu basit dilekleri geçirin: “Umarım ben güvende olurum. Umarım ben huzurlu olurum.” Ardından bu dileği karşıdaki kişiye yöneltin: “Umarım o güvende olur. Umarım o huzurlu olur.” Bu, şimdiki anda şefkati yaymanın en hızlı yoludur.
Unutmayın, Dharma bir sınav değil, bir yaşam biçimidir. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Önemli olan, zihninizin geçmişe veya geleceğe daldığını fark ettiğinizde, onu nazikçe, şu ana geri çağırma eylemini defalarca tekrarlamaktır.






Yorumlar