Laboratuvardan Hayatın Okuluna: Hakikatin Peşinde Bir Yolculuk
- Özlem Çetinkaya

- 6 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Üniversitede, tozlu kitaplar ve sonsuz tartışmalar arasında kendime bir yuva kurmak istiyordum. Hayalim, bir akademisyen olarak kalmak, o fildişi kulede hakikatin izini sürmekti. Tez hocamla bu isteğimi paylaştığımda, yüzünde bilgelikle karışık hafif bir gülümseme belirmişti.
“Senden harika bir akademisyen olur” demişti, gözleri bir anlığına uzaklara daldıktan sonra. “Ama yaşamın içinde öğreneceklerini burada öğrenemezsin. Sen yaşama karış, orada anla. En iyi öğrenme alanı yaşamın kendisidir.”
O gün, bu sözlerin ağırlığını tam olarak idrak edememiştim. Genç bir zihin için “yaşam”, “hayatın kendisi” gibi kavramlar, sadece akademik birer çalışma konusu, incelenmesi gereken sosyolojik birer veri gibiydi. Ben, hakikatin formüllerle, makalelerle, belki de uzun inzivalarla ve binlerce yıllık kutsal metinlerin tercümesiyle bulunacağına inanıyordum. Dharma’nın, Sufi bilgeliklerin, o en derin Hakikatin, ancak sessiz bir köşede, dünyadan el etek çekerek kavranabileceğini düşünüyordum.
Aradan belki de otuz yıl geçti; kariyerler, sevinçler, yıkımlar, beklenmedik kayıplar ve tesadüfi zaferlerle dolu upuzun bir yol... Ve bugün, o gün tez hocamın ne demek istediğini, iliklerime kadar hissetmeye başladım.
Hakikat, gerçekten de laflarla sınırlı değilmiş.
Budist metinlerdeki “kendiliğindenlik”, Sufizmdeki “Hal”, o anki “Varoluş”. Bunlar, sadece meditasyon minderinde ya da bir dergâhın loş ışığında zihninizi boşalttığınız anlar değilmiş. Onlar, savaş alanındaymış.
Hakikatin üniversitesi, dört duvarla sınırlı değil. En derin bilgeliği bir kriz anında, bir çocuğun gözlerine baktığınızda, bir yakınınızın hastalığıyla yüzleştiğinizde, bir işi tamamen batırdığınızda öğreniyorsunuz.
Hakikat, Yaşamın Kendisidir
Bir Budist inzivası size “geçiciliği” (Anicca) öğretir, ama maaş çekinizin hesabınıza gelmemesi ve o anda hissettiğiniz panikle başa çıkmak, o öğretiyi yaşamınızın en sert testine tabi tutar. İşte Dharma oradadır.
Bir Sufi size aşkı ve vuslatı anlatır, ama kırık bir kalbin acısıyla kıvranırken, o acının içinden sızan merhameti ve teslimiyeti deneyimlemek, binlerce zikirden daha kuvvetli bir “hal”dir.
Tüm hakikati kavramak üzerine kurulu öğretiler, size “ben” (ego) illüzyonunu anlatır ama kalabalık bir trafikte haksızlığa uğradığınızı hissettiğinizde, o anda yükselen öfkeye rağmen bir an durup o öfkenin size ait olmadığını fark etmek, en büyük aydınlanmadır.
Hakikat, laboratuvarımız yani yaşamımızın tam ortasında, iş yerimizde, mutfakta bulaşıkları yıkarken, faturaları öderken, sevdiğimiz birini dinlerken kendini gösteriyor.
Yaşamın Sınavı, Hakikatin Dersidir
Öğrendim ki, manastırlarda ve kütüphanelerde bir tohum ekilebilir, bir potansiyel oluşturulabilir, fakat o tohumun gerçek bir ağaca dönüşmesi, hayatın rüzgârına, yağmuruna ve güneşine maruz kalmasıyla mümkündür.
İnzivalar önemlidir, bizi temizler. Kitaplar rehberimizdir, yolumuzu aydınlatır. Ama o en büyük, en derin hakikat; konuşulmayan, yazılamayan, sadece olunan o bilgi... O, ancak yaşanarak kavranıyor.
Tez hocam haklıydı. O gün akademiden çıkıp hayata karıştığımda, farkında olmadan “Hakikat Okulu”na kaydımı yaptırmışım.
Şimdi anlıyorum ki, en yüksek bilgelik, yaşamın kendisinin kucağında, en sıradan anların içinde gizli. Ve ben, o Hayat Okulu’nun mezuniyetine doğru, her gün yeni bir ders öğrenmeye devam ediyorum.






Yorumlar