“Gibi”nin Gölgesi: Ait Olma İhtiyacı, Sahte Benlik ve Kendin Olmanın Bedeli -1
- Özlem Çetinkaya

- 13 Oca
- 2 dakikada okunur

... Koca bir “GİBİ” olduğum zamanlar…Bu gibilerden kaç tane geldi geçti; kimi sıkı sıkıya yapıştı üzerime, hala çıkarmaya çalışıyorum. “Gibi” sadece bir “gibi” olabilir, asla gerçeği göstermeyen. Ve hep gölgelidir aslında, sanki başkasının çizdiği bir resmin üzerinden geçerek hatlarını başka bir kağıda geçirip onu boyamak gibi… Altında hep gerçeğin izini taşır.
Gardrop temizliği yaparken bu gibilere ilişir gözüm; kaç tane gibi var?
O gibiler hangi ihtiyaçtan doğdu? Onlar gerçekten ihtiyacım olanlar mı?
Dil temizliği yaparken kelimelerime kulak kesilirim.
Kaç tane gibi var? Neyi işaret ediyor o gibiler?
Peki, Neden Bu Kadar Çok "Gibi"ye İhtiyaç Duyduk?
O “Beşiktaşlı gibi” olmak, “havalı İngiliz aksanıyla konuşan biri gibi” görünmek, hatta “her şeyi halleden, yorulmaz ebeveyn gibi” davranmak... Tüm bu “gibiler” aslında tek bir kök ihtiyaçtan besleniyor: Kabul görme ve ait olma.
Beynimiz, hayatta kalmanın en temel koşulunun gruba dahil olmaktan geçtiği ilkel zamanlardan kalma bir kodla çalışıyor. "Gibileşmek", bir anlamda, o grubun kurallarına uyum sağladığımızın, bir tehdit değil aksine bir kaynak olduğumuzun sinyali. Hayatta kalma stratejisi olarak başlayan bu taklitçilik, zamanla “gerçek ben” ile “istenen ben” arasında derin bir uçurum yaratıyor.
Oysa sorun şu: Biz o “gibi” kıyafetleri üzerimize geçirdikçe, o “gibi” kelimeleri cümlelerimize yerleştirdikçe, dışarıdan gelen kabul, aslında o “gibi”ye geliyor. O coşkuyla ezberlediğim futbol terminolojisine iltifat geldiğinde, içimdeki Beşiktaşlı olmayan, spordan anlamayan o kız değil ustaca oynanmış bir rol alkışlanıyordu. Ve bu, en derinde yatan “olduğum gibi sevilmeme” korkusunu pekiştiriyordu. Çünkü o “gibi” kabul gördükçe, gerçeği gösterme cesaretim daha da azalıyordu.
Gardırobun ve Kelimelerin Ötesindeki Gerçeği Kazımak
Bu “gibi”lerin bizi esir aldığını fark ettiğimiz an, bir uyanış anıdır. Artık o, “gibi görünmek” için harcadığımız enerjiyi, kim olduğumuzu keşfetmeye harcama zamanıdır.
Gardırop temizliği: O Beşiktaş forması, o dar kalıp takım elbise ya da “popüler” olmak için aldığım o ayakkabılar... Onları askıdan indirdiğimde, sormam gereken tek bir soru var: "Bu, gerçekten BENİM mi, yoksa sadece birine benzemek için mi giyildi?" Giysinin kumaşı, dikişleri değil, üzerimdeki yükün ağırlığı önemli. Artık, bana ait olmayan rolleri temsil eden her "gibi"yi katlayıp yerine koyma veya hayatımdan çıkarma cesareti…
Dil temizliği: Sözcükler, en ince “gibi”lerimizdir. "Sanırım gibi...", "Belki de...", "Onun gibi düşünüyorum...". Kendimizi ifade ederken dahi kesin bir yargıdan kaçınmak, köşeleri yumuşatmak. Ait olmama korkusuyla ne çok fikrimizin kenarını törpüledik.
Dil temizliği, o “gibi” ilavesini bırakıp “Bu benim fikrim” demenin gücünü koymaktır. Konuşurken, karşındakinin duymak isteyeceği gibi değil, kendi içinden geldiği gibi konuşmak.
Kendin olmak, mükemmel bir gibi yaratma çabası değil, aksine eksikliklerinle, çelişkilerinle ve sadece sana ait olan o garip kıvrımlarla barışma sanatıdır. Çünkü en derin, en özgün yakınlık, ancak bir başkasının çizdiği resmin gölgesinden çıkıp kendi mürekkebimizle yazdığımız hikayeyi cesurca sergilediğimizde kurulabilir. Belki o zaman, birine yakınlaşmak için “gibi” olmak yerine, olduğumuz “ben” için yakınlaşırız.
Ve bu, paha biçilemez…








Yorumlar