Şimdiki Anın Kaçınılmaz Geçmişi: Spikerler, Dharma ve Hakikatin Doğası
- Özlem Çetinkaya

- 9 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
“Hiçbir spiker bir maçta olanı olduğu anda anlatamaz. Ağzından çıkan her ifade, geçmiş zamana aittir.”
Bu basit, ancak derin ifade, sadece spor yayıncılığının teknik bir gerçeğini ortaya koymuyor; aynı zamanda varoluşun en temel sırlarından birine, yani zamanın ve şimdiki anın doğasına dair çarpıcı bir metafor sunuyor.
Spiker, topun ağlarla buluştuğunu veya faul düdüğünün çaldığını söylediği an, o olay çoktan geride kalmıştır. Dinlediğimiz, “canlı” diye adlandırdığımız yayın bile, algı ve dilin doğası gereği, bir gecikmeye, kaçınılmaz bir geçmişe mahkûmdur. Olay ve onu anlatan söz arasına saniyenin küçük bir parçası, bir mikro-an bile girse, o söz artık bir hatıranın ifadesidir; bir yorum, bir analiz, bir etiketleme...
Peki bu, Budist Dharma'nın bize şimdiki an hakkında öğrettiği şeyle nasıl ilişkilidir?
Dharma'da Şimdiki An: Yorumsuz ve Analizsiz Farkındalık
Budist öğretilerin (Dharma) temelinde, acı çekmenin (Dukkha) kaynağının, olaylara ve deneyimlere duyusal düzeyde tepki vermek yerine, zihinsel olarak sarılmak, arzulamak ve yorumlamak olduğu yatar. Bu, özellikle şimdiki anın deneyimlenmesi konusunda kritik bir öneme sahiptir.
Budizm'de hakikate yani olayların oldukları gibi doğasına ulaşmanın yolu, doğru farkındalık (sati) ve meditasyon (samadhi) pratiklerinden geçer. Bu pratiklerin özü, anlık deneyimi olduğu gibi, çıplak bir dikkatle gözlemlemektir.
Sıcaklık hissedilir ama zihin “Sıcak! Nefret ettim/sevdim!” demez.
Bir ses duyulur ama zihin hemen “O bir araba sesi, geç kalıyorum” diye bir hikaye uydurmaz.
Bir his (Dharma) ortaya çıkar, ancak zihin onu “iyi” ya da “kötü” diye etiketlemez.
İşte spikerin durumu tam da burada devreye giriyor. Spikerin her sözü, olan bitene bir “gol!”, “faul!” ya da “muhteşem bir hareket!” etiketi yapıştırarak olayı, anında bir yoruma ve analize dönüştürür. Sözcükler, olayın saf deneyimini gölgeleyen bir katman, bir gecikme ve bir yargı ekler.
Dharma'nın aradığı gerçek şimdiki an ise, spikerin sözünden önceki o saf, kısa andır. O an, yorumun olmadığı, dilin devreye girmediği, sadece algının olduğu andır. Zihin, o anda ne geçmişi analiz etmekle (spikerin yaptığı gibi) ne de geleceği planlamakla meşguldür.
Hakikatin Doğası: Geçicilik ve Özsüzlük
Bu durum bizi hakikatin Budist doğasına götürür:
Geçicilik (Anicca): Spikerin anlattığı olay, o kelime ağzından çıkar çıkmaz değişmiş, geçmişe karışmıştır. Her an, bir sonraki an olmadan yok olur. Şimdiki an dediğimiz şey bile, yakalamaya çalıştığımız anda eriyen bir kum tanesi gibidir. Olayların bu sürekli akışı ve geçiciliği, onların sabit bir “öz”ü olmadığını gösterir.
Özsüzlük (Anatta): Spikerin sözü, olayı dondurmaya, ona sabit bir kimlik vermeye çalışır. Oysa Budizm'e göre, deneyimlediğimiz hiçbir şeyin (ne bedenin ne duygunun ne düşüncenin ne de maçtaki bir anın) bağımsız, kalıcı bir özü yoktur. Hepsi koşulların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan “bileşik olgular”dır.
Hakikat, bu geçici ve özsüz olanı, yorum ve analizin gürültüsü olmadan, sadece dikkatle görmekten ibarettir. Spikerin sesi, zihnimizin bitmek bilmeyen yorum sesidir. Zihnimiz sürekli olarak “Şimdi bu oldu, demek ki iyi/kötü, ben şimdi böyle hissetmeliyim” diye fısıldar. Bu fısıltılar, bizi şimdi ve burada gerçekleşen, saf ve etiketlenmemiş deneyimden uzaklaştırır ve acı çekmemize neden olur.
Sonuç olarak spikerin her sözü bir geçmiş zaman ifadesidir, tıpkı zihnimizin her yorumu gibi… Hakikat, bu “gecikmiş” yorumların ötesindedir. Dharma, bizi spikerin mikrofonunu kapatmaya yani zihinsel gevezeliği durdurmaya ve sadece sahadaki o topun ağlara vuruşunun, yorumsuz, analizsiz, saf enerjisini deneyimlemeye davet eder. Çünkü sadece o çıplak farkındalık anında, her şeyin olduğu gibi salt doğasına uyanırız.






Yorumlar