Anı Dondurma Yanılgısı: Akışa Direnmek Neden Bozulmaya Mahkûmdur?
- Özlem Çetinkaya

- 9 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

“Şu anki hissi sabitlemek adına aldığın her karar bozulmaya mahkûmdur zira gerçeğin doğasına uygun değildir."
Bu ifade, insan deneyiminin belki de en yaygın ve en derin çelişkilerinden birini özetler: “Mutluluğu kalıcılaştırma arzusu ve gerçeğin Geçicilik (Anicca) yasası.”
Hepimiz o anı yaşadık; mükemmel bir yemek, kahkahalarla dolu bir sohbet, başarı sonrası gelen tatmin edici bir huzur ya da uzun süredir beklenen bir hedefin gerçekleşmesi… O anda zihnimiz, bir fotoğraf çekip onu zamanda dondurma dürtüsüyle dolar. “Keşke bu an hiç bitmeseydi” deriz. Ve bu dürtüyle hareket ederek o duyguyu sabitlemek için kararlar almaya başlarız.
Sabitleme Çabası ve Yaratılan Tuzaklar
Bir anı sabitleme çabası, genellikle dışsal veya içsel iki yolla kendini gösterir:
1. Dışsal Sabitleme (Arzulanan Nesnelere Tutunma):
Örnek: O lezzetli yemeği yediğiniz restorana, sırf o ilk deneyimin hissini tekrar yakalamak için tekrar tekrar gitmek.
Sonuç: İkinci veya üçüncü gidişte, yemek aynı olsa bile sihir bozulmuştur. Beklentiniz yükselmiş, ilk deneyimin saf sürprizi kaybolmuştur. Duygu, sabitlenmek yerine, hayal kırıklığına dönüşmüştür.
2. İçsel Sabitleme (Deneyimi Etiketleme ve Tekrar Etme Çabası):
Örnek: “Ben sadece böyle bir iş/ilişki/evdeyken gerçekten mutlu olabilirim” diye bir inanç sistemi oluşturmak.
Sonuç: Bu etiketleme, zihni esnek olmayan bir kalıba sokar. Hayat değiştiğinde (ki daima değişir), bu yeni duruma uyum sağlamak yerine, zihin inatla o eski, “mutlu” kalıbı geri ister. Sonuç, direnç ve acıdır.
Her iki durumda da alınan karar (aynı şeyi yapmak, aynı yerde kalmak, aynı inanca tutunmak), gerçekliğin temel yasasını göz ardı eder: Her şey değişime tabidir.
Gerçeğin Doğası: Sürekli Akış (Anicca)
Budist Dharma'nın temel öğretilerinden biri olan Geçicilik (Anicca), sadece fiziksel nesnelerin değil, aynı zamanda düşüncelerin, duyguların, ilişkilerin ve anların da sürekli bir akış içinde olduğunu vurgular.
Duygu bir nehir gibidir, dondurmaya çalışırsanız nehir ölür.
An bir alev gibidir, hava geçirmez bir kabın içine koyarsanız söner.
Biz, o anki güzel hissi sabitlemeye çalışarak, aslında gerçeğin doğasına karşı bir savaş ilan etmiş oluruz. O his, varoluşun o andaki geçici koşullarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır. Koşullar değiştiğinde (hava, ruh haliniz, yanınızdaki kişi, yorgunluk seviyeniz), duygunun da değişmemesi imkansızdır.
Bozulmaya Mahkûmiyetin Anlamı
Kararlarımızın “bozulmaya mahkûm” olması, onların tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez. Onlar, o duyguyu kalıcılaştırma hedefi açısından başarısız olmaya mahkûmdur. Bu bozulma, iki şekilde gerçekleşir:
Dışsal Bozulma: Sabit tutmaya çalıştığınız şey (ilişki, iş, durum) doğası gereği değişir ve sizin ona sarılma çabanız çatışmaya neden olur.
İçsel Bozulma (Dukkha): Tutunma çabanız acıya yol açar. Geçici olana kalıcı muamelesi yapmak, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı ve ıstırapla sonuçlanır. Bu, Budizm'deki acı çekme (Dukkha) kavramının merkezinde yer alır.
Akışla Dans Etmek: Bırakmanın Özgürlüğü
O halde çözüm nedir? Güzel anların tadını çıkarmaktan vaz mı geçmeliyiz?
Kesinlikle hayır. Çözüm, deneyime izin vermektir.
Güzel an geldiğinde, onu etiketlemeye, analiz etmeye veya bir kutuya kilitlemeye çalışmak yerine, tüm yoğunluğuyla hissedin.
Onun doğasının geçici olduğunu fark edin. Tıpkı nefes alıp verdiğiniz gibi, o duygunun da gelip geçmesine izin verin.
Bu anın bir sonraki anın ön şartı olmadığını kabul edin.
Bu tutum, bizi “sabitleme” çabasının neden olduğu acı ve dirençten kurtarır. O anda var olan coşkuyu, huzuru veya tatmini, hiçbir şey beklemeden, olduğu gibi kabul etmek ve bir sonraki ana açılmak, gerçeğin akışıyla uyumlanmaktır.
Anı sabitlemek için karar almak, bir kelebeği iğnelemek gibidir; güzelliğini dondurmak isterken, onu öldürürsünüz. Gerçek mutluluk, nehrin kıyısında durup suyun akışını seyrederek her an değişen güzelliğinin tadını çıkarmaktır.






Yorumlar