top of page

Anı Dondurma Yanılgısı: Akışa Direnmek Neden Bozulmaya Mahkûmdur?


“Şu anki hissi sabitlemek adına aldığın her karar bozulmaya mahkûmdur zira gerçeğin doğasına uygun değildir."


​Bu ifade, insan deneyiminin belki de en yaygın ve en derin çelişkilerinden birini özetler: “Mutluluğu kalıcılaştırma arzusu ve gerçeğin Geçicilik (Anicca) yasası.”

​Hepimiz o anı yaşadık; mükemmel bir yemek, kahkahalarla dolu bir sohbet, başarı sonrası gelen tatmin edici bir huzur ya da uzun süredir beklenen bir hedefin gerçekleşmesi… O anda zihnimiz, bir fotoğraf çekip onu zamanda dondurma dürtüsüyle dolar. “Keşke bu an hiç bitmeseydi” deriz. Ve bu dürtüyle hareket ederek o duyguyu sabitlemek için kararlar almaya başlarız.


Sabitleme Çabası ve Yaratılan Tuzaklar

Bir anı sabitleme çabası, genellikle dışsal veya içsel iki yolla kendini gösterir:

1. Dışsal Sabitleme (Arzulanan Nesnelere Tutunma):

​Örnek: O lezzetli yemeği yediğiniz restorana, sırf o ilk deneyimin hissini tekrar yakalamak için tekrar tekrar gitmek.

​Sonuç: İkinci veya üçüncü gidişte, yemek aynı olsa bile sihir bozulmuştur. Beklentiniz yükselmiş, ilk deneyimin saf sürprizi kaybolmuştur. Duygu, sabitlenmek yerine, hayal kırıklığına dönüşmüştür.


​2. İçsel Sabitleme (Deneyimi Etiketleme ve Tekrar Etme Çabası):

​Örnek: “Ben sadece böyle bir iş/ilişki/evdeyken gerçekten mutlu olabilirim” diye bir inanç sistemi oluşturmak.

Sonuç: Bu etiketleme, zihni esnek olmayan bir kalıba sokar. Hayat değiştiğinde (ki daima değişir), bu yeni duruma uyum sağlamak yerine, zihin inatla o eski, “mutlu” kalıbı geri ister. Sonuç, direnç ve acıdır.

​Her iki durumda da alınan karar (aynı şeyi yapmak, aynı yerde kalmak, aynı inanca tutunmak), gerçekliğin temel yasasını göz ardı eder: Her şey değişime tabidir.


​Gerçeğin Doğası: Sürekli Akış (Anicca)

​Budist Dharma'nın temel öğretilerinden biri olan Geçicilik (Anicca), sadece fiziksel nesnelerin değil, aynı zamanda düşüncelerin, duyguların, ilişkilerin ve anların da sürekli bir akış içinde olduğunu vurgular.

​Duygu bir nehir gibidir, dondurmaya çalışırsanız nehir ölür.

​An bir alev gibidir, hava geçirmez bir kabın içine koyarsanız söner.

​Biz, o anki güzel hissi sabitlemeye çalışarak, aslında gerçeğin doğasına karşı bir savaş ilan etmiş oluruz. O his, varoluşun o andaki geçici koşullarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır. Koşullar değiştiğinde (hava, ruh haliniz, yanınızdaki kişi, yorgunluk seviyeniz), duygunun da değişmemesi imkansızdır.


​Bozulmaya Mahkûmiyetin Anlamı

​Kararlarımızın “bozulmaya mahkûm” olması, onların tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez. Onlar, o duyguyu kalıcılaştırma hedefi açısından başarısız olmaya mahkûmdur. Bu bozulma, iki şekilde gerçekleşir:

​Dışsal Bozulma: Sabit tutmaya çalıştığınız şey (ilişki, iş, durum) doğası gereği değişir ve sizin ona sarılma çabanız çatışmaya neden olur.

İçsel Bozulma (Dukkha): Tutunma çabanız acıya yol açar. Geçici olana kalıcı muamelesi yapmak, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı ve ıstırapla sonuçlanır. Bu, Budizm'deki acı çekme (Dukkha) kavramının merkezinde yer alır.


​Akışla Dans Etmek: Bırakmanın Özgürlüğü

O halde çözüm nedir? Güzel anların tadını çıkarmaktan vaz mı geçmeliyiz?

​Kesinlikle hayır. Çözüm, deneyime izin vermektir.

​Güzel an geldiğinde, onu etiketlemeye, analiz etmeye veya bir kutuya kilitlemeye çalışmak yerine, tüm yoğunluğuyla hissedin.

​Onun doğasının geçici olduğunu fark edin. Tıpkı nefes alıp verdiğiniz gibi, o duygunun da gelip geçmesine izin verin.

​Bu anın bir sonraki anın ön şartı olmadığını kabul edin.

​Bu tutum, bizi “sabitleme” çabasının neden olduğu acı ve dirençten kurtarır. O anda var olan coşkuyu, huzuru veya tatmini, hiçbir şey beklemeden, olduğu gibi kabul etmek ve bir sonraki ana açılmak, gerçeğin akışıyla uyumlanmaktır.

​Anı sabitlemek için karar almak, bir kelebeği iğnelemek gibidir; güzelliğini dondurmak isterken, onu öldürürsünüz. Gerçek mutluluk, nehrin kıyısında durup suyun akışını seyrederek her an değişen güzelliğinin tadını çıkarmaktır.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page