top of page

Sosyal Medya ve Ego: Taoist Bir Bakışla Sosyal Kimlikler


-        “Ben”i ne kadar parlatırsak o kadar parlarız.

-        Gerçekten mi?

Sabah uyanır uyanmaz telefona uzandığın o anı hatırlıyor musun? Göz daha tam açılmadan parmak ekrana kayıyor: bir bildirim, bir hikâye, bir reels… “Sadece iki dakika bakıp çıkacağım,” diyorsun,  sonra bir bakmışsın on beş dakika geçmiş. İçinde hafif bir dalga; kıyas, eksiklik, acele… ya da bazen tam tersi, küçük bir coşku, “Ben de yapmalıyım” hissi. Oysa kaç kez kendine söz vermiştin değil mi? Uyanır uyanmaz elim telefona gitmeyecek!

Taoist bakış, bu anlarda bize sert bir yargı sunmaz. “Kapat telefonu!” diye bağırmaz. Daha yumuşak bir yerden sorar:“Şu an burada neyi arıyorsun?”“Bir şey mi arıyorsun yoksa bir yerden mi kaçıyorsun?”

Sosyal medya modern dünyanın en parlak aynası. Ama Tao açısından mesele aynanın parlaklığı değil… Aynada gördüğümüz “ben” imajına ne kadar tutunduğumuz.

 

1) “Kendini Gösteren Parlamaz” (Yol ve Erdem – 24. Bölüm): Gösteriş ve İnce Yorgunluk

Lao Tzu, Yol ve Erdem eserinin 24. bölümünde şu noktaya dikkat çeker: “Kendini sergileyen aydınlanmaz; kendini öne çıkaran yücelmez; kendini haklı çıkaran değer kazanmaz.”

Gelin bu ifadeyi sosyal medyaya taşıyalım…Bazen içeriği paylaşmadan önce zihnin şu cümleleri fısıldıyor mu?

-        “Bunu görsünler.”

-        “Beni takdir etsinler.”

-        “Benim de burada bir yerim var.”

Fısıldıyorsa sorun yok. Bu çok insani. Bunu görmek, bu fısıltıyı duymak, farkında olmak harika! Paylaşımı yaptıktan sonra ne olur peki? Bir an alınan o hazdan sonra bir ıstırap kendisini gösteriverir, paylaşımın etrafında bir yorgunluk başlar: doğru saat, doğru açı, doğru ifade, doğru “ton”…Sanki bir şeyin doğal hali yetmiyordur da onu daha parlak hale getirmek gerekiyordur.

Sosyal medya ile ilişkimize bakarken şu soruyu sorsak kendimize:Bir şeyi paylaştığımda gerçekten ferahlıyor muyum yoksa görünürlük yüküm mü artıyor?Paylaşım bittiğinde bedenim yumuşuyor mu yoksa omuzlarım biraz daha mı kasılıyor?

Bu paylaşımı yaparken niyetim ne? Bu sorunun cevabının çok samimi bir yerden gelmesi önemli olan. Kendimize samimi ve dürüst olma cesaretimizle sorunun hakikati yansıtma gücü birbirleri ile doğru orantılı.

Peki, paylaşım yapmayayım mı hiç? Ki ben bunu zihnin çok katı olduğu zamanlarda denedim. Ya siyah ya beyaz diye düşündüğüm, ikilik tuzağının içinde yaşadığım dönemler.

Tao, “Paylaşma” demez. Tao, gösterişin altındaki sertliği görmemizi ister, şefkatle, yargısız.

Belki bir örnekle anlatmak daha iyi olur:

Güzel bir yürüyüştesin. Deniz kokusu geliyor. İçin açılıyor. Sonra zihin: “Bunu instagram hikâyesine koymalısın,” diyor ve buna da güzel ve çok anlaşılabilir hatta naif bulunan bir sebep sunuyor.

Telefonu çıkarıyorsun. Işık ayarını yapıyorsun. Yazı karakterlerinden en uygun olanı seçiyorsun (Bunun için farklı uygulamalara para bile ödemiş olabilirsin).  Emoji, müzik… Instagram algoritmasının o dönemde senden talep ettiklerini karşılamaya girişmiş buluyorsun bir anda kendini. Ne oldu o deniz kokusuna, o manzaraya? Laf aramızda o çektiğin görüntü anbean değişiyor, o sebeple hiçbir zaman fotoğrafını çektiğinle çekmek istediğin aynı şey olmuyor.

Hatırla o anlar ve şu soruları bir düşün: Sen instagram hikâyesi hazırlarken neler oluyor?

O anın sıcaklığı bir tık azalıyor mu?Anı yaşarken mi daha canlıydın, anı üretirken mi?

Tao’nun sorusu çok sade:“Bu anın kendisi yeterli mi yoksa üzerine bir şey eklemen mi gerekiyor?”

 

2) “Güzeli Güzel Yapan Çirkini Doğurur” (Yol ve Erdem  - Bölüm 2): Kıyasın İnce Zehri

Lao Tzu’nun  Yol ve Erdem eserinin 2. bölümündeki tema, hayatın ikilikler üzerinden nasıl çalıştığını anlatır:Güzel-çirkin, iyi-kötü, uzun-kısa… Biri olunca diğeri de doğar.

Sosyal medya bu ikilikleri hızlandırır. Birinin “mükemmel” görünen yaşamı, senden “eksik” hissini doğurabilir. Birinin pırıl pırıl kariyeri, sende “gerideyim” duygusu yaratabilir.

Hatırlamaya çalış lütfen, hiç şöyle bir şey yaşadın mı? Bir video izledin. Kişi çok akıcı konuşuyor, çok üretken, çok düzenli…Ve sen bir anda kendini küçültmeye ve hatta bir adım daha ileri gidiyorum, değersizleştirmeye başladın.“Ben niye böyle değilim?”

“Ben yetersizim. Daha çok çalışmam gerek.” “Ben niye iki lafı bir yerde toparlayamıyorum?”“Benim hayatım niye bu kadar dağınık?”

Tao burada yine  “Kıyas yapma” diye parmak sallamaz bize. Sadece hatırlatır:Bu sahnenin ışığı var ama gölgesi de var.Gördüğün “yüksek” anın arkasında “düşük” anlar da mutlaka vardır. Görmüyorsun. Hepsi bu.

Soru:Bir başkasının seçilmiş karelerine bakarak kendini yargıladığında, gerçekten adil davranmış oluyor musun?Kendine, bir dostuna davrandığın kadar nazik davranabiliyor musun?

 


3) “Duyuların Aşırılığı Zihni Sersemletir” (Yol ve Erde Bölüm 12): Doymayan Zihin, Dağılan Kalp

Lao Tzu’nun  Yol ve Erdem eserinin 12. bölümünün teması, aşırılığın zihni nasıl dağıttığına işaret eder.Çok renk gözleri kör eder, çok ses kulakları sağır eder, çok tat damağı köreltir.Bugün bunun karşılığı bazen şudur:Çok içerik, dikkati böler. Çok uyaran, kalbi yorar.

Hadi gel yine bir sahneyi gözümüzde canlandıralım:Sadece “kısa bir bakış” için sosyal medyaya girdin. Sonra bir video daha. Sonra bir tane daha…Kalktığında sanki içinden bir parça çekilmiş gibi oldu değil mi? Enerjin çekilmiş gibi. Ne tam dinlenmişsin ne tam eğlenmişsin! Oysa haz almak için bir bakıp çıkacaktın. Haz dediğin bir ıstıraba dönüştü. Üstelik boynun da ağrıdı. Ah o enseler, dilleri olsa da konuşsalar.

Sosyal medyada gezerken kendine sor: Ben şu an gerçekten dinleniyor muyum?Yoksa zihnimi oyalayıp bedenimi daha da mı yorgunlaştırıyorum?

Tao, dinginliği “büyük bir inziva” gibi sunmaz. Bazen dinginlik, ekranı kapatıp mutfakta su içmektir.Bazen dinginlik, telefonu başka odada bırakıp 3 dakika pencereden dışarı bakmaktır.

 

4) “Doldurdukça Taşar” (Yol ve Erdem-9. Bölüm): Daha Fazla Hali ve İçten Kapanma

Lao Tzu’nun Yol ve Erdem eserinin 9. bölümünde tema şuna benzer:Bir şeyi haddinden fazla doldurursan taşar; aşırı keskinleştirirsen körelir.

Sosyal medyada “daha fazla” çok tanıdık değil mi?

  • Daha fazla paylaşım

  • Daha fazla takipçi

  • Daha fazla etkileşim

  • Daha “daha”…

Ama bazen “daha fazla” dediğimiz şey, içimizde bir daha az yaratır:

  • daha az sakinlik

  • daha az iç ses

  • daha az sade sevinç

Bir soru: Sosyal medyada daha fazla görünür oldukça, kendine daha fazla mı yaklaşıyorsun yoksa kendinden biraz daha mı uzaklaşıyorsun?

Yine bir örnek sahne canlandıralım mı gözümüzde?Bir gün çok iyi içerik ürettin. Herkes beğendi. Ertesi gün aynı ritmi tutturamadın.İçinden bir sert ses çıktı: “Düştün.”Oysa Tao şunu hatırlatır:Akış dalgalıdır. Dalga iniş çıkışla dalgadır.

 
5) “Eğri Olan Tamamlanır” (Yol ve Erdem - Bölüm 22): Kırılganlığın Bilgeliği ve Kusursuz İmaj

Lao Tzu’nun  Yol ve Erdem eserinin 22. bölümü çok şefkatli bir yerden bize seslenir:Eğri olan tamamlanır. Boş olan dolar. Yıpranan yenilenir. Az olan alır. Çok olan şaşırır.

Sosyal medya bize çoğu zaman “kusursuz”u över; kusursuz beden, kusursuz ev, kusursuz rutin, kusursuz cümleler…Ama Tao, tamamlanmayı kusursuzlukta değil, kırılganlıkta görür.

Bir gün iyi değilsen, paylaşmayabilirsin.Paylaşırsan da “mükemmel” görünmek zorunda değilsin.

Soru:Kırılgan halinle de görünmeye izin verdiğinde, içinde bir yumuşama oluyor mu?Yoksa “Güçlü görünmeliyim” diye kendini mi sıkıyorsun?

Tao, sıkmayı değil, yumuşamayı sever.

 

6) “Su Gibi” (Yol ve Erdem - Bölüm 8): Besleyen, Yarışmayan, Sessiz Güç

Lao Tzu’nun  Yol ve Erdem eserinin 8. bölümünde konu edilen su öğretisi, sosyal medya dünyasında adeta bir pusula:Su kimseyle yarışmaz. En alçağa akar. Her şeyi besler. Gösteriş yapmaz.

Buradan sosyal medyaya çok tatlı bir uyarlama çıkıyor:

İçerik üretirken yarışmak zorunda mıyım?Birine benzemek zorunda mıyım?Benim doğallığım ne? Benim ritmim ne?

Su, “Ben de dağ olayım” demez.Kendi tabiatını bilir.

Belki senin tabiatın da “Daha az ama daha sahici”dir.Belki “görünmek” değil, “temas etmek”tir.Belki kalabalığa değil, birkaç kalbe ulaşmaktır.

 



Günlük Yaşam Pratikleri: Taoist Sosyal Medya Kullanımı

Aşağıdaki pratikleri tek tek de uygulayabilirsin; hepsini bir rutin haline getirmek istersen 10–12 dakikada tamamlanır.


1) Paylaşmadan Önce “3 Nefes + 3 Soru” (3 dakika)

Paylaş düğmesine basmadan önce dur.

3 nefes al:

1.      nefes: Bedenim şimdi nasıl?

2.      nefes: Kalbim şimdi nasıl?

3.      nefes: Niyetim şimdi ne?

3 soru sor:

1.      Niyetim ne? (Temas mı, onay mı, görünürlük mü?)

2.      Bu paylaşım beni yumuşatıyor mu, sertleştiriyor mu?

3.      Paylaşmazsam ne olur? (Gerçekten ne kaybederim?)

 

2) Gün İçinde “Azaltma” Seçimi (2 dakika)

Bölüm 9’u hatırla, doldurdukça taşar.

Bugün bir azaltma seç:

  • 10 dakika daha az ekran

  • 1 uygulamayı 1 gün sessize almak

  • 1 kıyas tetikleyicisini (hesap/etiket) takipten çıkarmak

  • 1 paylaşım hakkını “yaşamak” için saklamak

 

3) “Su Gibi İçerik” Niyeti (1 dakika)

Bölüm 8: su gibi.

Bugün bir cümle seç:

  • “Bugün yarışmayacağım.”

  • “Bugün gösteriş değil temas.”

  • “Bugün doğal olan yeter.”

 

4) Akşam Kapanışı: “12. Bölüm Detoksu” (4–6 dakika)

Uyumadan önce:

  • Telefonu başka odaya koy (ya da en az 10 dakika uzağa)

  • 10 yavaş nefes al

  • 2 kısa cümle yaz:

1.      Bugün sosyal medyada beni en çok ne sersemletti?

2.      Bugün beni en çok ne besledi?

Sonra kendine şunu söyle:“Ben bir imaj değilim. Ben yaşayan bir akışım.”

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page