Oldum olası, doymak bilmez bir meraklıyım ben. Küçük bir kızken yine meraklıydım ama içime kapanık ve utangaç olduğumdan pek konuşmazdım. İçten içe merak eder dururdum. Üniversite yıllarına geldiğimde rahat rahat sormaya başladım. Dilim çözülmüştü artık. Sosyoloji bölümü de soru sormaya pek elverişliydi zira. Daha sonra devam ettiğim Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü de, aynı şekilde, soru sormaya yöneltiyordu beni. Öyle ya, bir işletmeyi yöneteceksen müşterinin satın alma davranışından, elemanlarının verimli çalışabilmesi için nelere ihtiyaçları olduğuna kadar her şeyi bilmeli ve öğrenmelisin.

Ve sonra ilk işim yine soru sormak üzerine oldu; bir araştırma şirketinde çalışmaya başladım. Anketlerde sorulan sorular benim cennetimdi.

Sorular, gözlem yeteneğimin gelişmesine de katkı oldular.

İnsanı, insanın davranışlarını, psikolojisini, toplumu, kendi hislerimi ve daha bir çok şeyi sorular ile tanıdım ben.

Şükürler olsun ki; artık hiç çekinmeden soruyor ve yazıyorum.

GÖLGE YAZAR olarak soruyorum. Olay yerindeki detaylar cımbızla toplar gibi, yazarın hikayesine lezzet katacak detayları öğreniyorum ve hikayeye yediriyorum.

POZİTİF DERGİSi yazaı olarak soruyorum. Konusuna hakim olan insanlara, çalışmaları hakkında doyasıya soruyorum. Röportaj yaptığım kişinin duygu dünyasının içine giriyor, onun yaşadıklarına an an tanık oluyorum. Her yaptığım röportaj beni zenginleştiriyor, hem kişisel hem de profesyonel hayatıma katkı sağlıyor.

ROMAN yazarken soruyorum. Karakterlerimi şekillendirmek, ete kemiğe büründürmek için etrafımda ilgimi çeken insanlara soruyorum; ne hissediyorlar, nasıl davranıyorlar, neler yapıyorlar, hangi yollardan yürüyorlar…
Ve en çok kendime soruyorum… “Mutlu muyum?” ve “Dengede miyim?”
“Ürettikçe evet” oluyor cevap.

Sordukça üretiyorum, ürettikçe dengeleniyorum, dengelendikçe mutlu oluyorum.

Ya sen… Sen nasıl mutlu oluyorsun?

O mutlu olduğun şey her ne ise, hayatından hiç eksik etme….

Özlem Çetinkaya