Bu sorudan sıkıldığını tahmin ediyorum ama Shaman kime denir?

Shaman spritüel dünyaya ile bu dünya arasındaki köprüdür. Şaman; başkalarını severek kendinizi nasıl seveceğinizi size göstermek, yani içinizdeki özü size hatırlatmak için burada olan kişidir. Eğer siz kendinizi onurlandırır ve ona sevgi verirseniz o zaman kendinizi başkalarında görme şansınız olur. O zaman siz doğayı anlayacaksınız. Şaman; Tanrı’nın insandaki yansımasını en basit şekilde anlatır. Bizler sevginin elçileriyiz. Dünyanın hizmetkârlarıyız. İnsanların Tanrı’nın yaratımını görerek Tanrı’yı tanımalarına yardımcı olmak için buradayız. Herkesin bir Tanrı tanımlaması vardır. Biz Şamanlara göre, Tanrı’yı kendinize bakarak anlamlandırabilirsiniz. O’nu, okyanuslara bakarak, gökyüzüne bakarak, ağaca bakarak, hayatın içindeki güzelliklere bakarak anlayabilirsiniz. Biz Şamanların görevi de insanlara bu güzellikleri fark ettirmek ve insanları kendi içlerindeki ilahi güç ile buluşturmak. Ondan sonra oluşacak harmoni ile insanlar yepyeni bir dünya oluşturmaya başlayacaklar.

Bir insanın “Kendini Sevmeyi” öğrenmesi söylendiği kadar kolay olabiliyor mu? Özellikle bizim toplumumuzda bundan biraz uzak yetiştiriliyoruz gibi geliyor bana…

Kendini sevmenin zor olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar aslında zaten kendilerini seviyorlar, bunu başardılar ama sadece bunun hayat boyu süren bir yolculuk olduğunu farkında değiller. Herkes kendisini sever. Onlara kendilerini sevme gücünü veren sevginin sürekli büyüyen bir şey olduğunu fark etmeleri gerekir. Olay insanların kendilerini sevmemeleri değil sadece bu konu ile ilgili şu ana kadar yaşadıkları deneyimlerden daha farklı, daha fazla kendilerini sevmeye ihtiyaçları var.

Kendini sevmek derken tam olarak neden bahsediyorsun?

Kendini sevmek kendine nazik olmaktır. Kendine kaba davranmamaktır. Sen olayları zorlaştırdığında, kendini yorduğunda, hayatım zor bir yer olduğunu söyleyip durduğunda aslında özü sevgiden gelen kendi varoluşunu sekteye uğratırsın. Kendini sevmek olduğun kişiye limitler ve kurallar koymamaktır. İnsanın en büyük destekçisi yine kendisi olmalıdır. Bu anlayışı ve sevgiyi kendi hayatına, doğana adapte ettiğinde bunu başkalarına da verebilirsin. Dolayısı ile, bir başka kişiyi sevme biçimin değişir… Barların yukarı kalkar. Bu birini birlikte iyi vakit geçirdiğin için sevmek değildir veya onların sahip oldukları, nasıl göründükleri ile de ilgili değildir. Birini sevmek onu sadece yaradılışı için sevmektir. Biliyor musun? Aslında hepimizin aradığı sevgi Tanrı…

Uzun süredir Türkiye’ye gelip gidiyorsun… Sence Türk insanı kendisine nasıl davranıyor? Kendisini sevebiliyor mu? Senin gözünde Türkiye ve Türk insanın nasıl bir yerde?

Şamanlar büyük direncin olduğu yerde büyük özgürlük vardır derler. Ben buna çok inanıyorum. Türkiye gelişmek ve dönüşmek için çok önemli bir yerde. Osmanlı İmparatorluğu zamanından beri insanlar korkutulmuş. O dönemlerde insanlar sultanların şehrin etrafına yerleştirdiği ajanlarda korkarak yaşamışlar. Yanlış bir şey yaparlarsa ajanların onları cezalandıracağını düşünmüşler. Herkes herkesten şüphelenir olmuş… Dolayısı ile aileler de çocuklarını korku ile yetiştirmişler. Sürekli “Onu yapma… Bunu yapma… “ laflarını duyarak büyümüş çocuklar. O zamanlardan bu zamanlara bu böyle gelmiş ve şimdi sizin kötü bir şey olacağını bilen ama ne olduğunu bilmeyen insanlarınız var.

Ben Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu zamanından gelme “lanet” diye adlandıracağım eski inançlarını değiştirebileceği bir noktada durduğuna inanıyorum.

Türklerin kökeninde de Şamanizm var…

Evet. Bu topraklardaki şaman köklerinin uyandırılması gerekiyor. Bu insanların dinlerinin elinden alınması demek, dinlerinin değiştirilmesi demek değil. Zaten Şamanizm bir din de değildir. Şamanizm bir elçiliktir. Dolayısı ile Türkler dünyanın diğer yerlerindeki insanlar üzerinde de etkili olabilecek güçteler. Bu enerjinin çok derinlerinde bir yerlerde bu var. Türkiye doğu ile batının ortasında… Türkiye değiştiği zaman bu değişim her yere yansıyacak.

Şu anda Türkiye’de din olgusu daha göz önünde gibi…

Ben tüm dinlerle çalışmış biriyim ve hepsine saygım var. Bazı insanların buna ihtiyacı da var çünkü bazıları birilerinin onlara ne yapmaları gerektiğini söylemelerine ihtiyaç duyuyorlar.

Ve onlara ne yapmaları gerektiği söylendiğinde mutlular öyle mi?

Evet ama birçok insan da bundan mutlu değil. Sana bir şey söyleyeceğim… Benim kitabımda der ki; “dikkatimizi istemediğimiz ya da sevmediğimiz bir şey üzerine yöneltemeyiz.” Enerjimizi pozitif üzerine yüklemeliyiz. Sen eğer sürekli istemediğin şeyi düşünür, onun hakkında konuşur, ondan şikayet edip durursan onu büyütürsün. Bir de bakmışsın ki, o istemediğin şey senin ona verdiğin enerji ile tam da yanı başında duruyor.

Şamanların kadına bakışı nasıl peki? Bu bahsettiğin değişimde kadınların rolü ne olabilir?

Şamanlar dünyanın kadınlar tarafından yönetildiğine inanırlar. Kadınların içlerindeki gücün uyandırılması gerekir. Şu bir gerçek ki, kadınlar her şeyi erkeklerden farklı görürler. Bir kadın ve erken bir odaya girdiklerinde kadın odadaki en ince ayrıntıya kadar dikkat ederken, erkek bir sürü şeyi farkında bile değildir.

Bir insan doğuştan mı Şaman olur yoksa eğitimlerle sonradan da olabilir mi?

Eğitim alarak şaman olabilirsiniz. Ben birçok insana eğitim verdim ve veriyorum. Ancak, tam anlamıyla bir şaman olabilmek için birçok ayrıntılı ritüeli gerçekleştirmeniz gerekir. Bu uzun ve sancılı bir süreçtir. O noktada bir çok insan Şaman olmaktan vazgeçer. Eğitimler ile şamanik yöntemleri kullanmayı öğrenen bir şaman olabilirsiniz ama eğer hayatınızı buna adayacaksanız ruhların dünyasına girmeniz gerekir. Ve atalara şunu söylemeniz gerekir: “Üzerimdeki tüm kibrin sıyrılması için ne yapılması gerekirse yapacağım ve her daim hizmet edeceğim.” “

Bizler “Aslında hepimiz şamanız” lafını çok kullanırız… Senin söylediğine göre her insan bir şaman değil.

Hayır, tüm insanlar şaman değil. Olabilirler ama değiller. Bazı insanlar buraya kendi yapılarına bağlı olarak farklı şeyler yapmak için gelirler. Şöyle düşün: Bu bir kap. Bu kaba su doldurabilirsin ve bu şekilde o kap dolabilir. Bu da başka bir kap ve diğerinden çok farklı. Bunu da suyla doldurduğunuzda o da dolar ama başka bir şekilde. Bir kaşık da suyla doldurulabilir. O yüzden şöyle düşün: Her insanın ihtimali evrimlerine bağlıdır. Bazı insanların evrimlerinin, kaplarını daha çok doldurmasına izin verilirken bazılarının daha az doldurmasına izin verilir. Ancak bu, birinin diğerinden daha büyük olduğu anlamına gelmez. O halde, her insanın şaman olma potansiyeli vardır ancak kaplarının açılma kapasitesi ne kadardır, sevgi gücü olma kapasiteleri ne kadardır? Kimse senin gibi sevmeyecek… Kimse benim gibi sevmeyecek… Herkes farklı. Bunu bu kadar harika kılan bu. Kimse sana benzemez, kimse bana benzemez.

Farklılıkları yüzünden insanlar birbirlerini yargılıyorlar… Buna ne diyorsun?

Bu yüzden birbirimizi yargılayamayız çünkü yargılamalar illüzyondur. Biri bir başkasını yargılarken neyi yargılıyor? Bu kişiye dair kendi yargılarını yargılıyor. Birini doğru şekilde yargılamak için onların kendisi olmak zorundasınız. O zaman onları yargılayabilirsiniz çünkü o zaman benzerliklerini ve yapılarını anlayabilirsiniz. O halde gördüğünüz gibi yargı bir illüzyondur. Gerçek yargı, insanların kendi yapılarını yargılamalarıdır. Binlerce ve milyonlarca algı seviyesi vardır. O halde mesele sokağa yürümektir.

Türkiye’de herkes “Aman Tanrım, bu kişi beni yargılıyor.” Derdinde. Yargılanmaktan korktukları için etkileşim içinde değiller ama kimsenin onları yargılayamayacağını anlayamıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun, casusları gönderip halka bakıp onları yargılamalarını istedikleri sultanların zamanında yarattığı bir illüzyon bu sadece…

Senin bir gün bir şaman, bir ruhani rehber olacağının ilk işareti neydi?

Çocukken mi? Ruhani bir lider olacağımı anlamadım. Sadece dünyadakinden çok farklı bir yola adım attığımı ve kendimi iki dünyaya uyarlayabilmek zorunda olduğumu biliyordum. Birincisi, tüm arkadaşlarımın “Oh, üniversitedeyiz, avukat olacağız” dedikleri dünya. İkincisi, aşağı yukarı şu tür şeylerle uğraşacağınız bir dünya; tam ortaya bir mum dikip, önce bu yoldan yürüyorsunuz, önce bu yoldan yürüyorsunuz, bu kelimeleri söylüyorsunuz.
İdare ediyordum ve arkadaşlarım “O zaman öğrendiklerini bize anlatsana” diyorlardı. Ben de “Imm, hayır” diyordum.
Tam olarak şaman farkında oluşum 18-19 yaşlarında… Öğretmenlerime dışarıda dünyayı deneyimlemek istediğimi söyledim. Arkadaşlarımın yaptığı şeyleri yapmanın bana ne hissettireceğini merak ettim. Öğretmenlerim; “Peki öyleyse… Git ve dene” dediler. Aksi takdirde bir yanım hep adanmamış olarak kalacaktı.

Aktörlük yaptım ama bu beni hiç heyeanlandırmadı. Modellik yaptım yine aynı… Diğer aktörler ve modellerin hissettiği yoğunluğu hissedemedim. Model olarak ya da aktör olarak sete gittiğimde de insanların üzerinde şamanik uygulamalar yapıyordum. İçimde bir şey eksikti. Arkadaşlarım heyecanlar bir sonraki oynayacakları filmi beklerken benim umurumda değildi. Benim dünya üzerinde sefalet çeken insanlar ya da onun gibi şeyler aklımı kurcalıyordu…
“Ben burada ne yapıyorum?” dedim ve Şaman Durek olmak için eğitimime geri döndüm. Hayatımın geri kalanını insanlara adadığımda kendim olacağımı anladım.

Sen bir Şaman olarak nasıl bir eğitimden geçtin?

Farklı yerlerden, farklı kültürlerden pek çok öğretmen tarafından eğitildim. Annem bile eğitmenlerimden biriydi. Öğretmenlerimden biri prensesti. Ardından Belize ormanlarından bir öğretmenim oldu. Daha sonra Peru’dan, Amerikan yerlilerinden ve Afrika’dan ve Hawaii’den öğretmenlerim oldu. Böylece pek çok farklı Şamanizm tarzını, köklerimi, kökenimi öğrendim. Daha sonra anne tarafından köklerimi öğrendim, Hindistan’mış. Böylece pek çok farklı teknik öğrendim. Dini de çalıştım. Şamanizm’de genelde yalnızca kökenlerinizi çalışıyorsunuz ama ben bir dünya deneyimi olmak istedim.

Pek çok şey görmeye açığım. Bu yüzden Hinduizm ve Budizm, Hıristiyanlık okudum, Mısır’da, İsrail’de yaşadım. Tevrat, Kuran ve Bahai inancını çalıştım. Tüm bu farklı şeyleri inceledim, büyü, sihir ve şamanizmi inceledim. Bu şekilde pek çok konuda uzman oldum. Ben pek çok kişi için hazır olmak istiyorum. Türkiye’ye ya da Afrika’ya gittiğimde orada yaşayan insanlarla nasıl iletişim kuracağımı biliyorum. Onların nereden geldiklerini biliyorum. Örneğin Türkiye’ye gelince “Oh, bu Anadolu tarzı. Bu yüzden bunu yapıyorlar, bu yüzden şunu yapıyorlar” diyor ve anlıyorum. Böylece tüm bu tarzları anlıyorum ve bu da beni dünya çapında bir şaman yapıyor çünkü Amazon’da, ormanda yerleşik bir şaman değilim. Tüm dünyada, herkesi kucaklıyorum.

Yoğun ve yorucu bir eğitimmiş anlaşılan…

Evet gerçekten yoğundu. Şamanizmde bütün eğitimler yoğundur çünkü acı vardır, içebakış vardır. Vücut dilini öğrenmek gerekir. Göz bebeğinin genişlemesi gibi fiziksel organları öğrenmek gerekir. İnsanlar konuşurken belirli kelimeleri kullanırlar, ağızlarından belirli nefesler çıkar. Soluma şekilleri, vücutlarını nasıl pozisyonlandırdıkları, odaya girerken kendilerini nasıl tuttukları, tüm bunlar şamanlara her şeyi söyler. Ayrıca bu bilgilerin yanı sıra kendinizi ilişkilendirdiğiniz çevre de önemlidir. Ortam farkındalığı, sizi nelerin etkilediği ve işlerin nasıl olduğu konusunda bize epey bilgi verir.

Ardından ruhlarla nasıl iletişim kuracağımızı öğreniriz, diğer boyutlara ve diğer dünyalara nasıl yolculuk yapacağımızı ve iyileşme ve dönüşüm için insanlarla paylaşılacak yeni bilgileri nasıl geri getireceğimizi öğreniriz.

Gezegenlerle birlikte hareket eder, gezegenler hakkında bilgi ediniriz. Tüm bu farklı tarzlar söz konusudur. Ayrıca ben, bütünsel okula gittim, bütünsel bir doktorla çalıştım çünkü doktorlarla bu şekilde çalışmak istediğimi biliyorum. Psikoterapistlerle çalışmak istedim, hastanelere gitmek istedim. Oralardaki protokolü, işlerin işleyiş tarzını görmek istedim. O bilgileri kendi bilgimle nasıl birleştireceğimi araştırdım.

Çinli doktorlarla çalışırsam, bilgilerime nasıl katkıda bulunabileceklerini düşündüm. Bir papazla çalışırsam papazların neden bu şekilde düşündüklerini, nasıl çalıştıklarını ve dünyaya nasıl baktıklarını ve onlara nasıl yardımcı olabileceğimi anlamak istedim.

Eğitimine çok genç başlamış olmalısın…

Beş yaşındayken seçildim ve on bir yaşındayken başladım. Ve bu durum amacına uygundu, çünkü şamanizmde sizi küçükken alırlar. Güçlerinizi çok küçük bir yaşta geliştirmeye başlarlar. Geçen gün öğrencilerimden biri şöyle dedi:
“Sizi insanlar üzerinde çalışırken izlerken, sizin için çok kolay. Sizin yaptıklarınızı, enerjiyi ve diğer şeyleri öğrenmek istiyorum.”

Sen ne cevap verdin?

“İnanmayı öğrenmek zorundasınız” dedim.
İnanç adanmışlıkla gelir, değil mi? Kendinize, kim olduğunuza, ne yaptığınıza adanmışlığınız arttıkça inanç artar. Ve artık şüpheniz kalmaz.

Adanmış bir Şaman olmak yaşam biçimidir diyebilir miyiz?

Evet… Bu benim hayatımın bir parçası… Yediğimle, içtiğimle, hayat düzenimle her zaman bedenimi ve ruhumu yüzde yüz temiz tutmaya özen gösteririm.

Vejeteryan olmanız da bununla mı ilgili? Bedeniniz et yemek istemiyor mu?

Eti istemeyen bedenim değil, ruhum. Benim ruhum ölümü hisseder. Ben yaşamın bir oluşumuyum, ölümün değil…. Ne zaman et yersem bir hayvanın öldürülürken yaşadığı acıyı hissediyorum. Ayrıca; bedenimize, dişlerimize bakarsanız et yemek için tasarlanmadığını görürsünüz. Bizim parçalayıcı dişlerimiz et obur hayvanlarınki gibi tasarlanmamıştır. Bizim dişlerimiz sadece sert olan cisimleri parçalamak içindir. Bir başka nokta ise; et yediğiniz zaman bunu vücudunuzdan atmanız bir aydan fazla sürer. Bu sizin sisteminizi yavaşlatır ki, bu benim istediğim bir şey değil. Ben Tanrı’ya adanmış bir Şamanım ve yavaşlamak istemiyorum.

Bir Şamanın hastalıklara bakış açısı nedir?

Şamanlar hastalıkları ruhtaki dengesizlik olarak görürler. Hasta çocuklarla çalıştığım zamanlarda onların anne-babalarına şunu söylüyorum; “Bu çocuk sizin yüzünüzden hasta.”

Nasıl yani? Bir anne-baba çocuğunu nasıl hasta edebilir ki?

Çocuklar ebeveynleri yüzünden hasta çünkü büyükler içlerinde şeylere tutunuyorlar. Çocuklar duydukları ile öğrenmezler, sizin içinizde hissettikleriyle öğrenirler. Bu hastalığı kendilerinde yaratmalarının nedeni sizin hasta olmanızdır ancak henüz ortaya çıkmamıştır ve bu yüzden çocuklar hastalığı kendi içlerinden dışa vururlar.
Hastalık, ruhunuzun haklı gerçeğini yaşayamadığı anlamına gelir. Ruhunuz çocuktur. Ne kadar muhteşem olduğunun söylenmesi gereken varlığın parçası tam olarak burasıdır. Ve bunu yaptığınızda siz muhteşem olursunuz. Ruhunuza bunu söylemelisiniz.

Ruhumuzla konuşmamızı mı söylüyorsun?

Evet. Ben her gün ruhumla konuşuyorum. Her saniye konuşuyorum. Örneğin şimdi yemek yiyorum. Yemek yemeden önce ruhumla konuştum; “Bu yemeği yiyeceğiz” dedim. Ona sordum; “Heyecanlı mısın?” “Evet” dedi.

Hayır deseydi?

O zaman yemezdim çünkü onu varlığımla hissedebiliyorum. Hayır dediği durumlarda, mesela bu kişiye yardım etmek istiyorum dediğimde bana bazen “Hayır” diyor. Öyle bir durumda ben duruyorum, önce kendim rahatlıyorum.

İnsanın ruhunu dinlemesinin yolu nedir? Kafalarımızın içinde bu kadar ses varken….

Ruhunuzu dinlemenin iki yolu vardır. Biri hislerinizden geçer. Mutsuz, üzgün hissettiğinizde, moraliniz bozuk olduğu zamanlarda ya da farklı şeyler hissettiğinizde bilin ki bu durum ruhunuza yanlış bilgi vermekten kaynaklanıyor. Hayatın anahtarı bilincinizin olmasıdır Tanrı size bilinç ve özgür irade vermiş. Ben şu anda olduğunu gibi sizin gibi iki hoş ruhla harika zaman geçirebilirim ya da şu camdan aşağı atlayabilirim. Öyle bir şey yaptığımda da benim durdurmak için yapabileceğiniz bir şey olmaz çünkü özgür iradem var. Sadece “Hayır Durek! Yapma!” diyebilirsiniz ama nihayetinde son kararı ben vereceğim. Bir melek gelip bu duruma bakmanın başka bir yolu olduğunu söyleyecek ama camdan kendimi atmamı önleyemeyecek çünkü özgür iradem var. Ve bu irade Tanrı’dan gelen bir hediye. Bu bir kod ve bu kod, bilincimizi büyütmemize ve genişletmemize imkan tanır. Ruhum ışığını sevgiyle parlatacak. Ancak bilincim karanlıkla, korkuyla, üzüntüyle, suçla, utançla, acıyla, intikamla, öfkeyle,… dolarsa ve o şekilde dünyaya bakarsa o zaman iradem de bunlarla dolacak ve ruhuma dünyanın güvensiz bir yer olduğunu ve dünyadaki insanlara güvenilmeyeceğini söyleyeceğim.

Ayna gibi…

Tam olarak ne düşünüyorsa onu söyler. Yeterince güvenli değil, sen bu değilsin, sen şöyle değilsin diyebilir. Böylece ruh sizin için yaratır ve siz o şey olursunuz, onu somutlaştırırsınız. Ardından ruhunuz bunu size geri gönderir, böylece içinde yaşayabilirsiniz.

Bu yüzden mi insanlar mutsuz?

Evet. Bu yüzden insanlar çok mutsuz ve moralleri çok bozuk. Nedeni; ruhlarına yanlış bilgi vermeleri. Ruhunuza doğru bilgi verseydiniz, içten morali bozuk hissetmeyecektiniz. Ruhunuzun size sizin ona söylediklerinizin işe yaramadığını söylemesi gerekir.

İnsanlar psikolojik ya da fiziksel olarak hastalandıklarında neden bir psikoloğa gitmek yerine şamanik terapiyi tercih ediyor?

New York’ta bir makalede okudum; insanlar şaman görmek için psikologlarından ve psikoterapistlerinden vazgeçiyorlar. Çok ilginç bir makaleydi. Bana bu konu ile ne düşündüğüm sorulduğunda onlara ne söylediğimi anlatayım sana. Şamanlar; ilk psikologlar ve ilk psikoterapistlerdik. İlk doktorlar ve hangi bitkilerin ne yapabileceğini be ne şekilde kullanılabileceğini ilk söyleyenler de bizlerdik. Çünkü biz Şamanlar onlarla iletişim kurduk ve gezegenlere yolculuk yaptık. İş akla gelince; günümüzde bilim sınırlıdır. Bilimin sınırı, insanların yüksek okullarda Freud ve Carl Jung gibi muhteşem insanların temelinden öğrendikleri fikrinde yatar. Beni yanlış anlamayın. Özellikle Jung’ı şamanizme de yakın olmasında dolayı seviyorum; bir adım daha atsa Jung şamanizmde olurmuş. Ancak mesele duvara toslamaları. Beni psikoterapist veya psikologlar da görmeye geliyor ve “Duvara tosluyorum” diyorlar. Bu kişinin demansı var, bu kişinin bipolar bozukluğu var, gerçekten neler olup bitiyor? Ardından onlara gerçekten neler olup bittiğini açıklıyorum. Bir travma yaşıyorlar ya da sorumluluğunu almak istemedikleri bu travmaya bağlı bir ruh var; bu yüzden ruh sorumluluğu üstlenirken onlar da baskı altına alınmış oluyor. Aslında olup biten insanların şamanizm konusunda benzer şekilde düşünmemeleri ve bu doğrusal düşünceye inanmamızdır. İnanıyorsanız, bir psikologa veya psikoterapiste gidin; “Tamam, bir seans yapalım” derler. Seansa gidersiniz ve şimdi 30 yaşlarındasınız. Tekrar tekrar seansa gidersiniz, artık 40 yaşlarındasınızdır. 50’lere geldiğinizde 20 buluş yapmış gibisinizdir, bu da harikadır. Artık çok daha iyisinizdir. Belki diğer hayatınızda bunun tadını çıkarabilirsiniz [Gülüyor]. Şamanlar bunun zaman kaybı olduğunu düşünür. Biz şöyle deriz: “Doğrudan meselenin özüne gidelim, meselenin özüyle ilgilenelim, özden gelen tüm dallar şimdi serbest kalacak ve siz de hayatınızı yaşamak için özgür olacaksınız.”

Danışan için bir tek seans yeterli oluyor mu?

Bu kişiye bağlı. Örneğin bana gelen uyuşturucu bağımlısı ve sigara içen bir kız vardı .Tek seans yaptık ve bir daha uyuşturucu veya sigara içmedi. Ama aynı sorunla başka biri gelir, bazı şeyleri bir saate sığdıramazsınız. Şunu da söylemek isterim; ben hiçbir zaman seanslarımda saate bakan biri de olmadı.

Seanslardan sonra tekrar aynı kötü enerjini bana gelmemesi için bir korunma yöntemi var mı?

Koruma, Tanrıya inanmaktan ve her zaman korunduğunuzu bilmekten ötesi değildir. Başınıza bir şey gelebileceğini düşünmeye başladığınız an, bunu fiilen kendinize getirmeye başladığınız andır. Aslında bu konuyu kitabımda ele alıyorum. Türkiye’de insanların etrafta dolaşıp “Bende bir uğursuzluk var” demelerinin nedeni bu. Sürekli bana “Durek, sence bende bir uğursuzluk mu var,” diye soruyorlar. “Bende bir uğursuzluk var?”
Tabii, sende bir uğursuzluk var, az önce onu çağırdın. Kişi için en büyük koruma sevgidir.
Bir keresinde kara büyü yapan biriyle tanışmıştım ve dünyada yaptığım işi sevmediği için bana zarar vermek istiyordu. Bana ne yaptığını bile söyledi. Seni sevmeyen bir grup insan olarak toplanıyoruz. Mezarlığa gidip sana karşı woodu büyüleri yapıyoruz. Seni devireceğiz. Bunu bana ders olsun diye söylüyor. Ben de “Oh, tamam. Canım biliyor musun, hepinize sevgi ve neşe dilerim. Hayatınızdaki her şeyin yoluna girmesini istiyorum. Sabah uyandığınızda ilahi güç ve benim tarafımdan ne kadar çok sevildiğinizi hissetmenizi istiyorum. Hepinize selamet diliyorum.”
O anda yaptığım kendimi korumaktı çünkü sonradan büyüyü yaptı ve bana geldiği için onu yeniden gördüm. Bana bir e-posta yazdı. “Görüşebilir miyiz” diye sordu. Ben de “Tabii, sorun olmaz” dedim. “Bana ne yaptın” diye sordu. Ben de “Ne demek istiyorsun” dedim. Tekrar “Bana ne yaptın” diye sordu. “Benim kızım araba kazası geçirdi” dedi.
“Bana karşı büyüyü yaptın mı” diye sordum.
“Evet ama senin büyün daha güçlü. Senin büyün nasıl daha güçlü” dedi.
“Sana büyü yaptığımı düşünmene neden olan ne” diye sordum.
“Şey, hayatımda her şey nasıl ters gidiyor? Her şeyi kaybediyorum. Evdeki borular patladı, su bastı,…”
Ben de ona anlatmaya başladım:
“Sana büyü, koruma ve bu şeyler hakkında anlamadığın bazı şeyleri açıklamama izin ver. Bana kötü bir şey yapacağını söylediğinde, sana iyilik diledim. Dolayısıyla yaptığın her şey seninle kaldı çünkü sevgi bunları sıfırladı. O yüzden yaptığın bu büyüden kurtulmak istersen, beni sevmek zorundasın. Şimdi ne kadar süreceğini kim bilebilir ama yolculuğa hoş geldin”

Adam şu anda nerede ve ne yapıyor? Seni sevebildi mi?

Bu adam şimdi San Franciso’da yaşıyor ve sağlık merkezi var. Beni sevebilmesi bir yılını aldı. Beni lanetlemesi, bu lanetten uzaklaşması ve iyileşme noktasına ulaşması için gereken varlığındaki tüm karanlıktan geçmek zorunda kaldı. Ağladı. Aslında onu oraya götürenin ne olduğunu anlayarak bağırıp çağırdı ve kim olduğumu görerek beni sevmeye başladı. Sonrasında lanet kalktı. Ve bana “Bana en büyük dersi verdin” dedi. Ben de “Senin öğretmenin miydim? Ben de senin benim öğretmenim olduğunu ve dersi kabul ettiğini söyleyecektim. Yani söylemeye çalıştığım şey, seanstan “Oh, her şey beni bulacak” diye ayrılırsanız ….. Anlatabildim sanırım ne demek istediğimi.

Hayat amacın nedir Durek ?

Hayatımın amacı, barış elçisi ve sosyal haklar lideri olmak. Bu yüzden yalnızca şaman olarak değil ama Martin Luther King’in denge ve uyumu geri getirmek için bazı şeylerin savunucusu olması gibi … Politik değil ama onu daha politik bir yere taşımak istiyorum. Bu yüzden sosyal konulara yürekten inanıyorum ve şamanlığın insani anlayışını bu sosyal konulara katmak istiyorum.

Siz bir bomba yaratabilirsiniz… Bir atomu nasıl parçalayacağınız öğrendiniz; peki bu onu kullanmak zorunda olduğunuz anlamına mı geliyor? Bu gezegen için iyi mi? Gıdaların ömrünü uzatmak için bir kimyasal yarattınız ama daha sonra size bunu kullandığınız zaman kaç kişinin öleceğini söylediler… O halde demek ki , bu kullanmamız gereken bir şey değil. Bu yüzden benim işim aslında sosyal sistemi yeniden eğitmek…

İnsanların yaratıcılıklarının yönünü değiştirmek gerekiyor sanırım…

Akıllı olduğumuz için yeni şeyler yaratıyoruz. Ama türünüzü yok ediyorsanız siz akıllık değilsiniz. Apple bilgisayarlarımız ve telefonlarımız, arabalarımız, uçaklarımızı, motorlarımız ve benzeri şeylerimiz olduğu için gelişmiş bir tür olduğumuzu düşünüyoruz. Kendi türümüzü öldürdüğümüz ve kaynaklarımızı yok ettiğimiz sürece biz gelişmiş bir tür değiliz. Henüz!!! Yine de bu, oraya varamayacağımız anlamına gelmiyor. Benim misyonu; bir sosyal haklar lideri ve barış elçisi olmak. Yalnızca Amerika için değil, tüm dünya için.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Sosyal iklim ve dünyada işlerin nasıl gittiğinin günümüzde insanlar için önemli olduğunu düşünüyorum. Dikkatimizi bu şeylere yöneltiyor ve korku, üzüntü, daha sonra ne olacak merakına yenik düşüyoruz.
Ancak evren sabit değil. Hayat sabit değil. Hayat akışkan. Ve hatırlayabilirsek zihnimizi gördüklerimize değil, neler olabileceğine odaklamayı hatırlamak zorundayız.