Şems Terlan… Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? İsminizin gerçek olup olmadığını söyleyerek kendinizi tanıtmaya başlayabilirsiniz…

İsmin tamamen gerçek ve bana ait… Ben Mehmet Şemseddin Terlan. Kendimi klasik metotla tanımlamayı pek sevdiğimi söyleyemem. Titrler ve onun gibi şeylerden hoşlanmıyorum aslında ama yine de sorunuzu şöyle yanıtlayayım. Ben bir mühendisim. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunuyum. Bu titrimin bana analitik zihin ve düşünceyi çok iyi kullanmada katkısı oldu ama hayatı algılama, ben kimim ve neyim sorularıma cevap bulabilmemde çok büyük bir katkısı olmadı. Onun için ben hep şöyle derim; “Ben bir dünya vatandaşıyım. Dünyaya iyilik ve güzellik yaymak için geldim.” Bu çok iddialı bir yaklaşım gibi gelebilir ama ben kendimi böyle tanımlıyorum.

Bunu nasıl keşfettiniz? Yani ne oldu da siz dünyaya iyilik ve güzellik yaymak için geldiğinize inandınız?

Güzel biri soru…. İnsan iki şeyin cevabını verdiğinde çok mutlu oluyor; Ben kimim? ve Neden buradayım? Bu bilgi çeşitli kaynaklardan bilgilerle size geliyor. Buradan sonra ortaya konulmuş bir öngörü ya da hedef diyelim.

Hangi kaynaklardan geldi bu bilgi size? Herkese böyle bir bilgi gelir mi?

Evet, şimdi burada ben medyumum gibi bir havaya girip insanları ürkütmenin bir alemi yok. Kaldı ki, ben de bu ilgiyi medyumluk mertebesi ile idrak etmedim. Bunu benim hocalarım, eğitim aldığım kişiler ya da hayatıma bir şekilde giren kişiler söyledi. En son, çok değerli bir arkadaşım şunu söyledi: “Sen iyiye hizmet etmek için bu dünyadasın.” Dedim ya, bu söylemlerim bir çok insana megaloman bir yaklaşım gibi gelebilir ama hedefi yüksek tutmakta fayda var.

Peki… Sizce, mühendis olmanızın danışanlar açısından bir tercih sebebi oluyor mudur?

Tabii ki. Biz duygusal düşünceli varlıklarız ancak bize bu unutturulmuş ve mantıksal düşünce ile hareket etmemiz gerektiği öğretilmiş. Belli standartlar, belli toplum kuralları, sürü ruhu ile hareket etmemiz gerektiği….Dolayısı ile bir çok insan mantıksal olmayan yani gözle görülmeyen şeylere inanmama eğilimdeler. Ben de diyorum ki; madem bu enerji terapistliği gözle görünmeyen fonksiyonlarla insanları iyiye götürüyor o zaman ben de mühendis tarafımla onlara bu konuların bilimsel karşıtlıklarını anlatayım. Bu söylediğimi yapabildiğim için danışanlar beni tercih ediyor olabilirler, yoksa sadece diplomamdan etkilendiklerini sanmıyorum.

Sadece bilim kafası ile düşünen insanlara nasıl yaklaşıyorsunuz?

Onlara karşı şöyle bir yaklaşımda bulunuyorum: Bilim tek başına şüpheye dayalıdır. Ancak, ezoterik öğretiler ya da insanın hayatına yön veren, bugüne kadar insanları bir yerden bir yere taşımış olan kadim öğretilerle birleştiği zaman güzel sonuçlar oluşturur. İkisi bir araya geldiğinde he şey tamamlanır. İnsanlara bu tip bir yaklaşım gösterdiğim için sanırım benimle çalışmayı tercih ediyorlar. Ve bir de belki, çok iyi Türkçe konuştuğum için beni tercih ediyorlardır. 🙂

Sizin “Enerji Terapileri Hakkında Yazılmayanlar” isimli bir makaleniz var. Nedir bu yazılmayanlar?

Aslına bakarsanız bana bu bilgi bir akışla geliyor. Şu anda o makalede tam olarak neyi ifade ettiğimi net olarak hatırlamıyorum. Enerjiye inanmamanın çok aptalca olduğunu söylediğim bir makaleydi. Enerjiye inanmamak yerçekimine inanmamak gibi bir şey. Bir şekilde bu yerçekimine tabisiniz, ayaklarını yere basıyor. Yok hala inanmıyorum diyorsanız, ben de size; “Uç o zaman!” derim. Bir diğer konu da şu; enerji kimsenin uhdesinde olan bir şey değildir. Kimse bundan muaf da değildir. Yani birisi bir diğerinden ayrıcalıklı filan değil. Sizin de iki akciğeriniz var, benim de. BU dünyada farklılıklarımızı oluşturan tek şey; aldığımız kararlar ve onların sonucunda yaşadıklarımız. Her birimiz enerjiye tabi varlıklarız. Dolayısı ile bunun birileri tarafından aşırı mistik havalara büründürülmesini çok doğru bulmuyorum. İnsanlara kendilerini çok özel, ulvi, ayrıcalıklı gösterenlere çok da kanılmamasını söylüyorum. Eğer terapi alacaksanız, seçtiğiniz kişinin enerjisi yüksek, kilosu dengeli, sağlıklı görünen, paylaşmayı seven, neşeli, keyifli, coşkulu biri olmasına dikkat edin. Onun doğru kişi olup olmadığını içiniz size söyler. Sakin, ola ki oradan buradan duyduklarınızla ve de en önemlisi, mantıkla karar vermeye kalkmayın; değil enerjiyi dengelemek, var olanı da çaldırırsınız!

Sizin uyguladığınız ZİHİN ÖTESİ TERAPİSİ bir enerji terapisi midir?

Kısmen evet, kısmen hayır. Aslında şu; beden, zihin ve ruh bütünlüğü esasına dayalı bir yaklaşım. Zihin Ötesi Terapisi, adını benim koyduğum, bir takım eğitimlerde aldığım bilgileri harmanlayarak ortaya koyduğum bir çalışma. Çok da çabuk sonuç veren bir çalışma ve evet, enerjiyi kullanıyorum. Biraz önce de söylediğim gibi, enerji kimsenin uhdesinde değil. Çalışma sırasında danışanınızın yüksek benliği ile kurduğunuz bağlantı sonucunda o kişinin enerjiye ihtiyacı olduğunu hissederseniz, otomatik olarak enerji sizden ona akar. Siz isteseniz de onu tutamazsınız zaten. Bunun reiki, deeksha (dikşa) vs. olması fark etmez. Bir sürü disiplin var. Bunların her biri radyo frekansları gibi… Tekrar söylüyorum; enerji herkesin uhdesinde… Sen ona uyumlanıp, kendini ne kadar saf ve temiz tutuyorsan enerji aktarımını o kadar güçlü gerçekleştiriyorsun.

Enerji akışı çalışmanız içinde doğaçlama olarak gelişiyor yani. Doğru mu anladım?

Evet. Çalışma sırasında bir bölüm var; “Yeniden Yapılandırma.” O aşamada insanlar belli şeylerin hedeflerini belirlerken, hayallerini kurarken tıkanabiliyorlar. O zaman bana holografik olarak bilgi geliyor ve bu bilgi bir kanalla benden de onlara akıyor. Bu arada kendimi de şifalandırıyorum. Bu karşılıklı bir çalışmadır.

BENDEN SANA ENERJİ AKIYOR!

Bakın! Eğer enerji işine girmiş biri, “Benden sana enerji akıyor” gibi bir iddiada bulunuyorsa bu insanlara çok da kanmamanız taraftarıyım. Bu şekilde kendi enerjisini de çaldırıp, anoreksik duruma gelenler insanları biliyorum. Bunlar gerçekten kendi enerjilerini koruyamayan kişiler. Bizim işimizde, denize düşen yılana sarılır gibi bir durum olabiliyor maalesef. Sizden farkında bile olmadan çok fazla enerji çeken insan var. Kendini korumak zorundasın.

Zihin Ötesi Terapisi’ne geri dönersek; bu terapi kaç günlük bir çalışmadır? Nasıl bir uygulamadır?

Dediğim gibi bu çalışma bir sentez. İki, üç seans çalışmak yeterli olabiliyor. İki seans arasında yirmi bir günlük ara koyuyoruz. Birinci seansta genel bir kıyı köşe temizliği yapıyoruz. Daha sonra danışana bazı ev ödevleri veriyorum. İnsanlar geldikleri noktada hala neyin çalışmadığının farkına varıyorlar. İkinci çalışmayı da daha spesifik konular üzerine yapıyoruz. Şimdiye kadar üç seansı aşan pek olmadı. Aslında bu çalışmaya “terapi” demek çok da doğru olmayabilir. Bu bir bilinç ve farkındalık açılımıdır. Seansa gelen kişinin beyninin neyi bilmediğini bulmam ve onu neyi bilmediğine ikna etmem gerekir. Çünkü bir takım doğru bilinen yanlışlar var ve biz onları yaptığımız müddetçe ne kadar terapiye gidersek gidelim hayatımız değişmeyecektir.

Nedir bu doğru bilinen yanlışlar?

Bu aslında benin “Soru Atölyesi” isimli çalışmamın konusu ama o kadar da cimri olmayıp size küçük bir örnek vereyim. Doğru bilinen yanlışlardan bir tanesi ve en yaygın olanı diyebileceğim şey; insanların mutluluk kaynaklarının dışarıda olduğunu düşünmeleri… Bütün işin kırılma noktası da zaten burası. Mutluluk dışsal bir nedene bağlı değildir. Bu ve benzeri birkaç zihin oyununun etkisi ile insanlar hep aynı şeyleri yapıp, farklı sonuç almak gibi garip bir duruma düşüyorlar. Ben insanlara bu farkındalığı kazandırıyorum. Fakat bu sadece konuşarak olsaydı, insanlar gelip beni dinler; “Adam ne güzel söyledi” der; emme basma tulumba gibi kafalarını sallar ve giderlerdi. Sonra tüm söylediklerimi unutup aynı şeyleri tekrar ederlerdi. Önemli olan içinizdeki çocuğun yani bilinç altının ikna edilmesidir.

Dönüp dolaşıp bu bilinçaltına mutlak geliniyor değil mi?

İkna olmayan hiçbir bilinçaltıyla hiçbir yere varılmaz. Zihin seviyesinde yapılan birçok terapinin sonuçsuz kalmasının nedeni de budur. Gidersiniz, konuşursunuz, içiniz ferahlar ama sonra sil baştan aynı yere gelirsiniz. Bunun daha amatör şekli çay partilerinde yapılır. Siz hazneyi boşaltıp, tekrar doldurur ve bir kısır döngü içine girersiniz. Sorunun çözülmesi için alttaki taşların yerinde oynaması gerekir. Bende çalışmanın başında bunu yapıyorum. İkinci süreç –soru/cevap olarak işleyen bir mekanizma- danışanın bedeninde bazı hareketler olur…

Nasıl hareketler bunlar?

Bir ısınma, bir kaşınma, yanma, iğne batması gibi… Danışan bedenindeki bu hareketleri anında bana bildirdiğinde ben bir soru prosessi dizayn ediyorum ve onunla elektriksel bir akış sağlanıyor. Çalışmanın bu bölümü çok enteresan bir yer.

Ne kadar sürüyor bu bölüm?

Yaklaşık elli dakika. Bunun bitiminde “Yeniden Yapılandırma” dediğimiz kısma geçiyoruz. Beyni bir biyolojik bilgisayar gibi düşünüyoruz. Nasıl ki bilgisayarınızı tamire götürdüğünüzde, tamirci önce bilgisayarınızı fabrika ayarlarına geri getirir, beyne de onun gibi bir çalışma uyguluyoruz.

Beyin formatlandıktan sonra temizlenmiş ve sorun çözülmüş mü oluyor?

Bilinç altının ikna edilmesinden sonra bir takım yeni bilgilerin ona verilmesi gerekir ki, eskiye ait kalıntılar boşaltılmış olan beyni tekrar istila etmesin. Yani, bilin altına yeni formatlama unsuru katmadığınız takdirde geri dönüşler ve kısır döngüler tekrar edecektir. Benim yaptığım çalışmanın da kırılma noktası burası zaten. Her şey bittikten sonra danışana bir takım egzersizler veriyorum.

Siz de sürekli ödev veriyorsunuz….

Evet veriyorum 🙂 Biz travmatik olarak ev ödevlerini çok seven bir millet değiliz ama ben onları çok eğlenceli bir şekle soktum. Belki uzum yıllar aktörlük yapmış olmam da bu çalışmaları eğlenceli hale getirebilmem konusunda bana yardımcı olmuştur. Ödevlerinizi yaptığınız takdirde birkaç gün içinde hayatınızdaki değişimleri görmeye başlıyorsunuz.

Ödevlerimizi yaparsak ödülümüz mucizeler mi oluyor?

Mucize olarak adlandırılan ama aslında mucizevi olmayan, bilinç dışından size yansıyan ama sizin hayat planınızda bilmediğiniz bir takım güçler ilginç bir şekilde devreye giriyor. Zihin devreden çıkıyor. Zihin devreden çıktığı için siz iç sesinizle olan bağınızı güçlendiriyorsunuz. İç sesi ile yaşayan insanın anda kalabilme becerisi çok daha fazladır ve olayların farkındalığı çok gelişir. Bu durumda siz farkında bile olmadan dışarıdan müthiş destekler almaya başlarsınız. Şu anda size bu çok soyut gelebilir ama yaşayanlar bunu “İnanılmaz” diye adlandırıyorlar.

Bu mucizelere danışanlarınızdan örnek vermenizi istesem, aklınıza ilk gelen mucize ne olur?

Yurt dışında yaşayan bir bayan danışanım vardı. Bir mortage borcu vardı ödemesi gereken. Bu danışanım iki çalışmadan sonra bırakın borcu nasıl ödeyeceğini düşünmeyi, elli bir sterlin kara geçti. Çok ilginç… Sadece niyeti ile… Soru atölyesinde de bunu anlatıyorum.

Bize de biraz Soru Atölyesi’ni anlatır mısınız?

Doğru sorular sorduğunuz takdirde yanıtlar inanılmaz derecede evrensel plandan geliyor. Biraz önce bahsettiğim bayanın sorduğu soru şu; “Ben bu borcumu nasıl hafifletirim?” Bu soruyu soruyor ve bırakıyor. Daha sonra bankadan hiçbir talebi olmaksızın bir mektup geliyor. Borç yeniden yapılandırılıyor, vs. Sonuç; elli bin Euro kar!

Siz bu kardan bir komisyon aldınız mı?

Benim komisyonun yaşanılan bu sonuçların bana aktarılması.

Hiç sonuç almadığınız bir danışanınız oldu mu?

Açık yüreklilikle söyleyebilirim; Evet! Bana iki tip insan gelir. Birincisi, değişmeye ve dönüşmeye el kaldırmış, ben artık o kadar acı çekiyorum ki bu olaydan sıyrılmak istiyorum diyen; diğeri, değişime niyetli gibi görünse de acılarına sımsıkı bağlanmış olan. Birincisinde çözüm almamak diye bir şey söz konusu değil. İkincisine elektroşok da uygulasanız bir şey değişmez. Ben de acemilik zamanlarımda karşımdakini iyi okumadan terapiye aldım. O zamanlar çözüm alamadığım durumlar oldu ama bu oran yüzde beşi geçmez.

Aslına bakarsanız, danışan ve ben ralli arabasında birlikte yol alıyoruz. Arabayı kullanan danışan, ben de co-pilotum. Onun görevi yola yoğunlaşmak, benim görevim onu yaklaşan virajlar ve yol konusunda zamanında bilgilendirmek. Yoksa, burada sihirli değnek ile kimseye dokunan biri yok. Danışan olarak sizin de bu işe benim kadar gönül koymanız gerekir. Başarının %50’si bana ise, kalanı danışana aittir. Ben sadece yol yordamı veririm, danışan direksiyonu kullanır.

Zihin Ötesi, Soru Atölyesi… Bu çalışmaların sonuçlarını özetlersek, danışanlarda ne gibi farkındalıklar oluşuyor?

Sağlıklarında çok büyük etkiler oluyor. Zihnin etkisi ile hareket eden insan türbülansa giriyor ve onu dengeleyemediği zaman enerji frekansı düşüyor ve bağışıklık sistemi bozuluyor. Dolayısı ile hastalanma olasılığı çok artıyor. Siz, zihin merkezli düşünen değil de, enerjinizi hareket ettirip bilinç altınızın da sesini duyabilen, hayata tamamen güç kaynağı şeklinde bakabilen bir varlığa dönüştüğünüzde ilginç bir şekilde bağışıklık sisteminiz güçleniyor. Ben yıllardır ağzıma bir aspirin bile almadım. Onun dışında farkındalık açılımları olabiliyor. Dünyanın ne kadar başka güzellikleri ve renkleri olduğunun farkına varabiliyor. Zihin insanın etrafını koza örendir. Niyetleri gerçekleşiyor…. Bir şey niyet ediyor, ertesi gün bir bakıyor niyet ettiği şey karşısında…

Niyetler de sıkça karşımıza çıkıyor. Sizin Soru Atölyesi çalışmanızda da bu niyetler önemli değil mi? Biraz önce niyetin olması için sorunun doğru sorulması gerektiğini söylemiştiniz…

Esas olan şu; hemen hemen bütün kişisel gelişim disiplinlerinde insanlara bir takım olumlamalar yaparak hayatlarında çok büyük değişimler yapabilecekleri söylenir. Nitekim ben de böyle başladım. Yıllarca olumlama yaptım ama gördüm ki, değişen bir şey yok. Tekrarlayıp durdum ama olmadı. Bunu söylüyorum diye bazıları bana kızabilir ama olumlama kelimesi bile bir polarite içerir. Olumlama yapayım derken olumsuzu yaratabilme olasılığımız var. Zihin ikna olmazsa olumlama bir işe yaramaz. Dolayısı ile ben orada bir zorlamaya girmeme taraftarıyım. O yüzden insanlara soru sormayı öğretiyorum. Soru sormak başta polariteyi engeller. Soru nötrdür. Niyet oklarını evrenin sonsuz ve sınırsız olanaklarının her yerine atmak demektir. Hiçbir karşılık beklemeksizin soruyu fırlatmak ve unutmak. Gönderdiğiniz o oklardan biri, sizin frekansınıza uygun bir hedefi muhakkak ki bulacaktır. Bunun mekanizmasının nasıl çalıştığını bilmiyorum ama çalışıyor. Her şeyi de sorgulamak meraklısı değilim 🙂 İnsanlar burada da tuzağa düşüyorlar. Hep anlamak, hep kavramlaştırmak istiyorlar. Oysa bu da zihnin oyunlarından biridir. Fazla düşünmeye gerek yok… Çalışıyorsa oluyor demektir 🙂

“Oku fırlat ve unut” dediniz… Unutuyor olmak çok önemli bir detay mı?

Çok önemli. Niyet ettiğiniz, üzerine çok fazla enerji yüklediğiniz bir şey, takıntı veya bağımlılık geliştirdiğiniz her şey sizden kaçar. Bu ilişkilerde de böyledir. Birini ısrarla hayatınıza sokmak isterseniz o kişi sizden kaçar.
Bırakmak çok kolay olmayabiliyor… Siz çalışmanızda “Bırakabilmeyi” öğretiyor musunuz? Bunun bir formülü var mı?
Evet. Olay anda olabilmekle ilgili. Soru Atölyesi çalışmasını seansın bazı yerlerine koyduğumda danışanlar kendilerinde ne gibi blokajlar olduğunu da fark ediyorlar. Soruyu soruyor, oku fırlatıyor ama cevap yok. Demek ki, o noktada bir blokaj var. Böylece insanlarda başka bir idrak açılıyor ve onun üzerine çalışıyorlar. Ben çalışmalar sırasında insanları alfa seviyesine indirerek an’a sokuyorum. Bu işin özü bu. Bütün ciddi sorunlar betadadır. An’da yaşayan bir insanın hayatında sorunlarının ve sorularının cevaplarını bulmaması mümkün değildir. Benim sorularım karşılığı olarak bana bu ofis geldi mesela.

Yani önce alfaya geçeceğiz sonra soruyu soracağız ve unutacağız… O zaman cevap bize kendiliğinde gelecek… Doğru özetleyebildim mi?

Evet. Ben terapide yaptığım alfa halinin devamlılığı için danışanlarıma bir takım çalışmalar ve egzersizler de verdiğimi söylemiştim hatırlarsanız. Siz alfa seviyesine geçmeyi çok kolay yaptığınızda, sükûnet içinde sorduğunuz sorunun cevabı mutlaka gelecektir. Hırs yok, öfke yok, sinirlilik hali yok… Ve bir tüyo daha; mümkünse aç olarak niyette bulunmayın. Alfa halinde dileyin ve göreceksiniz ki, inanılmaz cevaplar gelecek.

Sorulmaması gereken bir soru var mı?

“Neden”… Bu soruyu sormak yok. Bu soru baş belasıdır. Hiçbir işe yaramaz. Sadece kendinize dönük öfke geliştirmenize sebep olur. Oysa biz ne dedik? Negatif bildirimlerle bir niyet ortaya koymayacağız. Zihin bir uşak gibidir. Sizin ağzınızdan çıkanı emir olarak alır. Onun için sorularınız ne istediğinizle ilgili sorun… İçinizde hiçbir hinlik olmadan sorun…

Soruyu sorduk… Cevap geldi… Ama bizim istediğimiz cevap değil. Gelen cevap bizi memnun etmedi. Bu durumda ne yapmak gerek?

Çok güzel. Hatırlarsanız bu süreç bir bilinç farkındalık seviyesi demiştim. Bazen insanın şunu fark etmesi gerekir; başına gelen durumlar olumsuz gibi ya da onun sevmediği bir cevap gibi algılanabilir. O zaman hemen sorulması gereken soru şudur: “Bu durum bana neyi gösteriyor?”

Birçok insan, “Vay! Bu benim başıma nasıl gelir?” diye sorar ya, ben o durumda o kişiye şunu söylüyorum: “Yaşadıklarınızdan dolayı aldığınız sonuçlar hoşunuza gitmediyse demek ki, sizin istediğiniz sonuç sizin hayrınıza değilmiş.” Aslında evrensel sistemde hayra işlemeyen hiç bir şey yok.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Belki konu dışında ama KASENDER (KARYA SANAT EMEKÇİLERİ DERNEĞİ) çalışmasından bahsetmek istiyorum. Bu Türkiye’de başlayan müthiş bir sosyal sorumluluk projesi. Bodrum’da faaliyet gösteriyor. Proje, öncelikle Yeşilçam emekçileri olmak üzere, ülkemizin tüm sanatçılarına destek vermek için kuruldu. Yıllar önce, film sektöründe 30 yıllık mazisi olan bir aktör olarak şu soruyu sormuştum: “Bu insanlar çok acı çektiler ve çekiyorlar. Acaba bir gün birileri bu kişilere el verir mi?” Bugün bu derneğin onursal üyesiyim. ARGE departmanına atandım. Şükürler olsun. Sayın Taner Uysal derneğin başkanı. Kendisi de Bodrum-Milas’ta yaşıyor. Orada birlikte çok güzel şeyler yapacağız, biliyorum.

KARYA SANAT EMEKÇİLER DERNEĞİ
www.kasender.org
Ülkemizde her branşta(sinema,müzik, tiyatro, resim, heykel, vd) sanatın daha ileriye taşınması adına emek vermiş Yurdumuzun sanat emekçilerinin yaşlılıkta bakım, barınma gibi sorunlarını gidermek, sosyal ve sağlık konularında destek olmak, telif hakları ve ücret gibi konularda hukuki destek vermek, sanatçılar arasındaki dayanışmayı güçlendirmek, bu maksatla yurt içi ve yurt dışı ayni ve nakdi yardım sağlamak, festival ve bilumum etkinlikler düzenleyerek hizmetlerin daha yüksek düzeye çıkmasını mümkün kılmak, Ülkemizde sanatın tüm branşlarını geliştirici tesisler kurmak, sanat emekçilerine ve istikbal vadeden Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine veya yetenekli genç sanatçı adaylarının başarılarını teşvik etmek için burs ve ödüller vermek, aynı amaç doğrultusunda diğer vakıf, kulüp ve derneklerle işbirliği yapmak amacı ile kurulmuştur.