GÖKHAN İÇÖZ (Espri Eğitim ve Danışmanlık Kurucu Ortağı / İletişim Eğitmeni ve Danışmanı / Astrolog)
Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

11 Şubat 1964 Konya doğumluyum. Konservatuvar Tiyatro bölümü mezunuyum. Dört yıl Gülriz Sururi ile tiyatro yaptıktan sonra, o alanda istediğim ortamı bulamadığım için oyunculuğu bıraktım. O sıralar otuzlu yaşlarımdaydım ve sahnede kendi tarzıma uygun bir zemin olmadığını düşünüyordum. Tiyatrodan sonra iş insanlarına yönelik konuşma ve hitabet üzerine ders vermeye başladım. Daha sonra toplam sekiz sene kadar İstanbul Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak eğitim verdim. 2001 yılında da, ortağım Adalet Kılıçarslan ile birlikte Espri Eğitim Danışmanlık adı altında kendi şirketimizi kurduk.

İletişim demek kendini ifade edebilmek demek…. Öğrencileriniz, danışanlarınız en çok hangi konuda kendilerini ifade etmekte zorlandıklarını belirtiyorlar?

Hemen hemen her konuda. Konuşmak insanlar için bir zul. Tarzım değil diye düşünüyor, yanlış anlaşılmaktan korkuyor, ukala gibi algılanacağını sanıyor…. Konuyu ne kadar bilse de , bildiği şeyi karşısındakine anlatırken yeterli olamayacağı hissine kapılıyor…. Doğal olamadığından yakınıyor. 22- 23 yıldır bu işi yapıyorum; insanların en büyük derdi, Avrupa ve Amerikalılar gibi doğal ve akıcı bir şekilde sunum yapamamak.

Neden hemen hemen hepimizin derdi aynı? Kendimizi ifade etmek, bildiğimizi anlatmak, düşündüğümüzü aktarmak konusunda neden bu kadar zorlanıyoruz ?

Çünkü toplum olarak öyle yetiştirildik. 1980 öncesi malum, herkes ölüyordu. Ondan öncesinde asılanlar, ondan öncesinde başka darbeler,…. Ülkenin derdi bitmiyor ki. Artı Osmanlı gibi bir geçmişimiz var. Her şey daha çok susma üzerine kurulu. Baba erkil bir yapıdan geliyoruz. Büyüklerimiz bize söylediklerini hatırlayın: “Ağır ol molla desinler.” “O kadar çok gülme, edepli ol.” “Bu ne rahatlık? Rahatlık ve saygısızlığı karıştırma”….

Bizim toplumumuz soru bile soramaz. Soru sorarken özür dileriz. Dikkat edin, bir çok insan soru sormak istediğinde; “Özür dilerim. Bir soru sorabilir miyim?” diye söze girer. Neden özür diliyorsun ki? Soru soruyor olman demek benim anlattığım konuyla ilgileniyorsun demektir. Beni anlamaya çalışıyorsun demektir ve senin bunun için özür dilemene gerek yoktur. Bizim kültürümüzde soreu sormak yasaktır; hele ki, çocuksan hiç soru soramazsın, sorarsan da odana sürülürsün. Bütün bunlar alt alta gelince konuşamaz oluyoruz. Konuşsak da konuşmamız akmıyor.

Sizin eğitimlerinizde sadece konuşma teknikleri yok değil mi? Zihin kavramına değiniyorsunuz….

Bundan on sene öncesine kadar sadece teknikleri sunuyordum. Beden dili, soru sorma, vs…. Sonra işin rengi sizin de söylediğiniz gibi biraz değişti. Zihin konusu devreye girdi. Şu anda öğrenciler hem zihinden çıkma konusunda eğitim alıyorlar hem de konuşma tekniklerini öğreniyorlar.

Zihinden çıkmak eğitimle öğrenilebilir bir şey midir?

Öğrencinin niyeti varsa evet. Benim eğitimlerimde niyet; iyi konuşmaktan ziyade kendini tanımaktır. İnsanın kendisini bilmesidir. Zihinden çıkmak demek de kendini tanımak ve sonra kendini bırakmak demektir zaten.

Teslimiyetten mi bahsediyorsunuz?

Bunu öğrenciler de sıkça soruyor ama hayır, bahsettiğim şey o değil. Ben teslimiyete inanmam, kimse kimseye teslim olmaz. Zihnin ürettiği bir şeye neden teslim olayım? Benim dediğim; tamamen zihinden çıkarak neysem o olduğumu fark etmektir. Buna niyeti olan hem zihinden çıkmayı hem konuşma tekniklerini öğreniyor. Buz dağının altı zihinden çıkmak, görünen kısmı da konuşma teknikleri….

Zihinden çıkmayı hayatına yerleştirmiş insanda ne gibi dönüşümler oluyor?

En önemlisi kendisi ile özdeşleşmiyor. Benim adetlerim budur, ben şu tip kadınlardan ya da adamlardan hoşlanırım, ben köftenin yanında mutlaka pilav yerim gibi davranışlardan, kalıplardan, sınırlardan sıyrılıyor. O kişi için “Ben şuyum, ben buyum olayı” biter.

Böylesi bir davranış modeline geçen insan ne kazanıyor?

Bir şey kazanmıyor. Sadece kaybettiğini, kendisinin ne olduğunu tekrardan buluyor.

Siz aynı zamanda bir de astrologsunuz değil mi?

Evet. Eşimle birlikte astrolojik harita analiz çalışması yapıyoruz.

Astroloji için danışanlar en çok hangi sebeplerle size geliyorlar?

Aşk! Evlilik…. Evliliği kurtarmak… Çocuğumun hali ne olacak? Hangi okula girecek? Ya bu işim ne olacak? Ama en önce aşk…

Kaygıları ve endişeleri olan insanlar mı daha çok astrolojik haritalarını merak ediyorlar?

Evet doğru.

Bu durumu zihinle nasıl bağdaştırırsınız? Korku, endişe, kaygı vesaire… Bütün bunlar zihnin ürünleri değil midir?

Evet doğru. Net olarak bu böyledir. Astroloji beden zihne yöneliktir. Burada beden zihni aynı potada eriterek konuşuyorum. Bu terimi bilerek kullanıyorum. Beden – zihin benim için astrolojidir. Ancak beden – zihin astrolojiden medet umabilir. Yararlanır da ayrıca. Beden – zihin boyutunda hapis kalanlar için astroloji mükemmeldir. Tam anlamıyla taşlar yerine oturur ve karşılığı da gelir. Beden – zihinden sıyrılmış -ama gerçekten sıyrılmış- insanlar ise astrolojiyi sadece tebessümle karşılar. O insanların sayısı da kaç kişidir? Dünyadaki insanları %99’u beden – zihindir ve onlar için astroloji mükemmeldir çünkü gökte ne varsa yerde o vardır.

Gökyüzünde olan her şey bizleri nasıl etkiliyor?

Gökyüzündeki he şey bir nesnedir, objedir. Bizler de öyleyiz. Materyalize bir durumdayız. Tüm maddesel varlıklar arasında manyetik bir etkileşim vardır. O yüzden de astroloji 4000 -5000 yıldır yürüyor.

Astrolojide en çok hangi gezegen zihinle örtüşür?

Merkür… Sonra Jüpiter. Merkür yapı itibari ile androjendir; ne Hermes’tir, ne Afrodit’tir. Ne kadındır, ne erkek. Neden öyle? Çünkü bilginin kadını erkeği olmaz. Merkür bilgidir, öğrenmektir, öğrendiklerini aktarmaktır. Merkür ikilemdir. Bilginin çıkış noktası çatışmadır. A ile B çatışmasından ortaya C, yani bilgi çıkar. Ve zincir bu şekilde devam eder. İkilemlerin çatışmasından ortaya çıkan bilgi gibi Merkür de çatışmalarla büyür, çoğalır. Hücreler gibi Merkür’de bilgi bilgiyi çoğaltır. Akıl ve mantık nasıl kullanılır bunlar Merkür ile ölçülür.

Astrolojik verilere dayalı olarak yaşamlarını sürdüren insanların çok fazla anda kalamadıklarını söylemek mümkün müdür? Zihin ve anda kalmak arasında nasıl bir ilişki kurarsınız?

Zihinde anda olamazsın. Bu çok önemli bir soru. Net ve tane tane söylüyorum: ZİHİNDE AN YOKTUR! Ne kadar zorlarsan zorla anı ispatlayamazsın. “İşte bu andı, gözümü kırptım, …” Ne yaparsan yap, “yaptım” olur. Ya da “yapacağım” olur. Nefes gibidir. Alınır ve verilir. Beden – zihinde an yoktur. An nerededir? Zihnin dışındadır. Zihinden tamamen sıyrılmış insan için an vardır. Onun içindir ki matrix zaman, psikolojik zaman gibi kavramlar gündeme gelir.

Zaman diye bir şey yoktur….

Zaman diye bir şey aslında yoktur. Zamanı zihnin kendisi yaratmıştır. İşlerimizi düzenleyelim, uçağı kaçırmayalım, yumurta kaç dakikada kaynayacak, çocuk kaç ay anne karnında kalacak bilelim diye…

Astrolojide anda olamayanların elinde iki boyut kalır; bir gelecek bir de geçmiş zaman. Bunların ikisi de sanaldır. Senaryodur, kurgudur. İnsan anda olduğunu fark edemediği zaman; “Ben ne yapacağı? Gelecekte nasıl hareket edeceğim? Başıma neler gelecek?” diye soruyor. Sonraki günleri, ayları planlıyor.

Astrolojide de anda olamayan ya da anda olduğunu fark edemeyen her zaman gelecek ile ilgileniyor.
Siz bir yandan zihinden çık derken bir yanda da zihinden çıkamayan insanlar için astrolojik harita analizleri yapıyorsunuz…

Unutmayalım ki ben bir beden zihinim. Konyalı Gökhan İçöz. Beden zihin olduğumda ben yemek yediğim, seviştiğim, tuvalete gittiğim, su içtiğim kadar astroloji ile ilgilenirim ama ben bunu sadece kullanırım. Astrolojinin neyi etkilediğini çok iyi bilirim.

Neyi etkiler?

Beden-zihni çok etkiler. Eğer sen beden – zihinde hapis kaldıysan hapishane kurallarına göre hareket edersin ve bu noktada astroloji çok işine yarar. Eğer ki sıyrıldıysan o zaman zaten senin astroloji ile işin olmaz. Benim iki tarafım da var. Bir sizinle röportaj yapan Gökhan ve bir de öz var. Ona Gökhan ya da Gökhan’ın özü de diyemem çünkü öz bir tanedir. O senin veya benim değildir, tektir. Onun da röportaja ihtiyacı yoktur. Çünkü Özlem de, Gökhan da birdir. BU röportajı okuyacak olan da onlarla birdir. Orada bir teklik hali vardır ama o anlatılmaz. O sadece olunur. Onu kendin yaşarsın.
Ben kendim için söyleyeyim;
Beden zihin boyutunda Gökhan astroloji ile ilgilenir ama beden zihin ile zerre kadar ilgisi olmadığını fark ettiğinde ise o astrolojiye ve özellikle de Gökhan’a hafif bir tebessümle hoş bir şekilde bakar. Bu alay etme anlamında değildir. Gökhan’a “Sonsuzluk da bunu yapıyorsun, yap” der.

Zihinden çıkmayı başarabilen insanlar astrolojik haritaların göstergelerini dönüştürebilirler mi?

Hayır dönüştüremezler. Astrolojide çok önemli bir şey var. Benim öğretmenim Öner Döşer’in dediği gibi; “Astroloji farkındalık yaratır.” Ben buna “Hayır, değil” diyorum.
Astroloji ile sadece anlarsın, kendini tanıyabilirsin ama o kadar. Fark edemezsin. Fark etmek için tüm bilgilerden muhaf olman lazım yani tüm bilgilerden çıkmış olman gerekir.
Zihin eşittir bilgi. Bilgi yoksa zihin bir hiçtir. O zaman; sen zihinden çıktığında, tüm bilgilerin aslında hafızada kalır ama senin onlarla işin olmaz. Bilgi ile varacağın yer sınırlıdır. Burada her tür bilgiden bahsediyorum. Zihinden çıktığında uçağa binerken her türlü bilgiyi emanete bırakırsın, uçağa silahla binmezsin.

Sizin haritanızda bir gün astroloji ile ilgileneceğinizi gösteren veriler var mı?

Evet var. Ezoterik ve mistik konularla ilgileneceğimin göstergeleri haritamda var. Hatta güzel konuşma, etkili konuşma, doğru konuşma, iletişim vs. üzerine işler yapacağımın da göstergeleri var.

Nedir o göstergeler?

Venüs Merkür ile sekstilim yani uyumlu açım var. Üstelik de bunlar partil yani aynı derecedeler. Haritamda Neptun’üm ASC ile kavuşmuştur.

Deminki soruya atıfta bulunacak olursak bu göstergeleri haritada gören bir insan farkındalık yakalayabilir mi?

Hayır! Peki ne yapabilir? Sadece kendisini tanıyabilir. İnsan kendisini tanısın yeter. Kendisini tanıdıktan sonra zaten yavaş yavaş kendisini bırakma imkanı doğar ama kendisini tanımadan kendisi içinde hapse düşer.

Kendini tanımaktan kastınız nedir?

Ben neyim? Ben nelerden hoşlanıyorum?
Ben eşittir zihindir. Onu araştırmak gerekir. Ben’in nesini araştıracaksın? Ben’im daha bir sürü bilgim var. Sonra bilgileri işleyiş tarzım var yani zeka. Sonra onları bir araya getirmem, bir çerçevelemem var yani mantık, benim içgüdülerim var. Bazen sağa sola saldırıyorum bazen de iyi şeyler de yapıyorum. Onlara da bakmam lazım ve en önemlisi de benim bir bilinçaltım var. Bilinçaltındakiler beni nasıl mahvediyor, sürüm sürüm süründürüyor benim onlarla biraz ilgilenmem lazım. Kısacası benim bunları toptan bir şekilde incelemem, gözlemlemem lazım. Onun dışında benim zihnimi daha detaylı incelemem lazım. Zihin nedir?: Bilgi. Zihnin oyunları nedir? Gökhan’ın zihni Gökhan’a oyun oynar, Gökhan’ı deli eder. O’nu zaten yoldan çıkaran da zihindir. O zihin oyunlarına nasıl düşüyor Gökhan? Onu çok iyi incelemek lazım.

Her zihin aynı mıdır?

Bütün fonksiyonları ile dünyanın her yerinde zihin aynı şekilde iş görür fakat bilgisi, görgüsü, ananesi bağlantıları farklı olduğu için farklıymış gibi görünür. Zihni iyi bilmek lazım. Zihnin korkuları kaygıları, endişeleri nasıl oluşuyor? Bunu analiz etmek gerekir. Sürekli çatışmalar yaşıyorum. O çatışmalar yüzünden sürekli strese giriyorum, onun yüzünde karaciğerim mahvoldu gibi daha birçok şey söyler insanla. Bütün bunları çok iyi bilmek lazım. Önce bilirsin sonra hepsini bırakırsın. Zihinden sıyrılırsı.

Hepsini öğrenmek için bu kadar çabaladıktan sonra bırakmak zor olsa gerek…

Evet ama bırakmak gerekiyor. Sırıkla atlayan bir sporcu düşünün. Elindeki sırıkla koşar, koşar, ona sımsıkı yapışır. O sırığı bir yere saplar, bir yere kadar o sırıkla çıkar ve sonra bıraktı bıraktı. Bırakmazsa atlayamaz, hiçbir sonuç elde edemez. Bir senkronizasyon vardır. Bu duruma zihinden çıkmada “Hazır insan” denir. Hazır olmayan asla zihinden çıkamaz.
Kendimi iyi bilmeliyim….
Bilgi = Sırık.
Sırık = Gökhan
O sırık beni en tepeye fırlattığında Gökhan’ı bıraktım bıraktım…

Ruh, zihin ve beden dengesinden bahsedilir. Sizin bu konuya bakışınız nedir?

Zihinden çıkmayan bir insanın dengesi yoktur. İsterse denge kurmak için aylarca detox yapsın, yıllarca inzivada yaşasın,bol bol okusun, meditasyon ya da yoga yapsın… Zihinden sıyrılmayan insanın dengeyi tutturması mümkün değil. Siz bir üçlüden bahsettiniz ama bana göre beden – zihin tektir. Beden zihin ayrılmaz, onlar birlikte yürürler. Bir insanın kafasını kestiğinizde o insan ölür, zihin de susar. Zihinden çıktığında bu üçlem dengeye ulaşılır mı? Aksi mümkün değil. Zihinden çıktığınızda ne olduğunuzla karşılaşacaksınız ki zaten oydunuz. Siz, üzerinize ölü toprağı gibi serilen zihin ve bedenden kurtulduğunuzda altta kalan var olanı keşfediyor olursunuz. O zaman insanın yemesi, içmesi, konuşması, yazması her şeyi dengeye oturur. Bütün bunlar akışa girer. Zihinde bir akış yoktur. Küvetin içini suyla doldurup tıpayı taktığınızda o küvette yıkansanız da yıkanmış olmazsınız. İnsan akan suda yıkanır.

Beden zihinden çıkınca hemen farkındalık kazanılır mı?

Beden zihnin dışına çıktığınızda bilinç boyutuna girersiniz. Burası basınç odasıdır. Bilinç boyutunda kadın erkek yoktur. Hiçbir ikilik yoktur. Orada her şey tektir. Zihinde çıkmanın yolu izlemektir. Sadece izleyerek, herhangi bir şey yaparak değil sadece izleyerek zihinden sıyrılabiliriz. Beden zihin boyutunda ikilik vardır, bilinç boyutunda teklik vardır. Bilinçte an başlar. İkilemler biter. Dostluk düşmanlık biter. Zihinden çıkma olayına bir kez adım atmış insan bir daha zihin boyutuna geçmez.

Bütün bu anlattıklarınızdan sonra tekrar astrolojiye dönecek olursak; gezegenler ve onların hareketleri bize ne yapabilir?

Ne yapabilir ki? Merkür geri gidiyor, bir süre sonra direk hareket başlıyor. Üstelik bunlar dünyadan bakış açısıyla geri gidiyormuş gibi oluyor. Aslında hiçbir gezegen geri gitmez. Jüpiter geri gidince ne oluyor peki? İçe çekiliyorum, özde ne varsa onu düşünüyorum… Hala düşünüyorum. Düşünerek müthiş bir farkındalık mı yakalıyorum? Kendi adıma söyleyebilirim; “Hayır!”. Çünkü zihin yoluyla düşünerek farkındalığı yakalamak mümkün değil. Derin bir sessizlik olur, o sessizliğin içinde farkındalığı yakalarsın ama vır vır konuşan zihin içinde, tonlarca kelimenin arasında ister analitik , istersen metodik düşünün bir yere varamazsınız.

Bir yere varmak için esas yapılması gereken nedir?

Önce zihni susturmak gerekir. Bir diğer söyleyişle; zihinden çıkmak. Zihin aslında susmaz. En iyisi zihinden sıyrılmak, ondan çıkmaktır.

Zihni nasıl sessiz kılacağız?

Jüpiter, Merkür geri gidince benim zihnimi sessiz bırakmıyor ki. Ben hala düşünüyor oluyorum. Düşünerek zihin vasıtası ile girdiğim problemlerden yine zihin vasıtası ile çıkmaya çalışıyorum. Bozacı şıracı gibi (gülüyor). Zihin susmazsa ben içimdekini fark edemem. Zihin düşünmektir ama fark etmek değildir. Astroloji beden zihin boyutuna hitap eden bir ilimdir, somuttur. Gezegenlerin senin üzerindeki etkisi de sen somut olduğunda olur. Zihinden sıyrılıp, onu sessiz bıraktığınızda sizin gezegenlerle hiç işiniz olmaz.
Siz istediğiniz kadar meditasyon, yoga, nefes, detox istediğiniz kadar yapın zihinden tam anlamıyla sıyrılmadığınız sürece zihin sessiz kalmaz. Zihinden kaçmak isiyorsanız onu çok iyi bilmeniz gerekir.

Zihinden tamamen sıyrıldığımda ne olacak? Hiç bir şey yapmadan öylece oturacak mıyım?

Tam tersi. O zaman aklınızı daha çok kullanacaksınız. Sadece yemeği pişirdiğiniz kazanın içine girmeyeceksiniz. Zihin içindeki bir sürü sen ile cümbür cemaat yaşamaktır. İş hayatındaki sen, evdeki sen, okuldaki sen, sokaktaki sen….. Zihinden çıkmanın ilk belirtisi bu içindeki çok sesli sen korosundan sıkılmaktır. Onların her biri ayrı dilden konuşur ve gün gelir sen o kaostan sıyrılırsın. Sıkılan zihindir ama sen kendinin Gökhan, Ayşe, Özlem olmanın ötesinde bir şey olduğunu fark ettiğinde Özlem sıkılsa da önemsemezsin. İçindeki diğer Özlemleri de… Hepsini yavaş yavaş kovmaya başlarsın. Onlar azaldıkça sessizlik hâkim olur. Zihinden sıyrıldığında orada teklik vardır.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sessizliğe ulaşmak için kendinizi dağlara mağaralara kapatmanıza gerek yok. Bana dokunmayın, yemek yemeyeceğim, yerlerde sürünerek dizlerinizden kanlar aka aka eziyet çekmenize gerek yok. En son olarak şunu da söyleyeyim; kendinizi bulmak adına izlediğiniz tüm yollar da zihnin ürünleridir. Kendi özünü fark etmek isteyenler için önerilen yollar, sistemler, rütbeler hepsi zihindir. Hiçbir zaman bir yol yoktur.