Bilince Erişim Kişisel Gelişim ve Danışmanlık Şirketi Kurucusu…
Eğitimcisi ve uygulayıcısı olduğunuz Access Consciousness nedir?

Access, hayatınızda istediğiniz gibi gitmediğini düşündüğünüz herhangi bir alanı değiştirebilmeniz için tasarlanmış araçlar, teknikler, sistemler ve düşünceler tarzıdır. İstediğiniz her ne ise daha çok para, daha çok cinsellik, daha sağlıklı bir yaşam, aradığınız her ne ise size hedeflerinizi belirleyip, onlara ulaşmanızı sağlayacak teknikler sunan bir sistemdir. Hayatımızdaki bütün sıkışıklıklar daha fazla bilinç yaratmadığımız için oluyor. Access Consciousness bilinçlilik sistemidir, yani kendi bilincimize girişimizi sağlayan bir teknik diyebiliriz.

Bu tekniğin doğuşu ile ilgili kısaca bilgi alabilir miyiz?

Bu Amerika’dan çıkmış bir tekniktir. Kurucusu Gary Douglas. Hayatının yolunda gitmediği durumda, 1990larda fark ediyor ki burada bir eksiklik var. Hayat bu olmamalı diyor. Daha fazlasının olmasının mümkün olduğunu fark ediyor ve bunun da olmamasının sebebinin sıkışıklık oluşan noktaya soru sormaması olduğunu fark ediyor. Ve oraya sorular sormaya başlıyor ve orada açılım başlıyor. Sorular bize daha fazla bilinç getiriyor.

Sizin bu teknikle tanışma sürecinizde kendinize sorduğunuz ilk soru neydi?

Benim ilk uyanış tarihim 1995’tir. Daha önce banka ikinci müdürlüğünden ayrıldım. 14 sene boyunca çalıştığım bankacılık mesleği hiç bana göre değildi. O zamanlar kendimi çok kısıtlanmış hissediyordum. Çok korkak, çok ödlek ve sanki adım atamayan bir çocukluğum olmuştu. Çocukluktan gelen travmaların üzerine gelen bankacılık ayrı bir travma olmuştu. Kimileri için çok uygun olabilecek, kimilerini çok mutlu edebilecek bu mesleğin içinde kendimi son derece mutsuz hissediyordum.

Bankacı olmayı siz istememiştiniz sanırım…

Hayır, kesinlikle benim değil ailemin tercihiydi. Hatta hangi bankada çalışacağım bile onların tercihiydi. Benim gönlümde yatan ise balerin olmaktı ama ben bunu aileme söylememiştim bile. Oysa k, müzik duyduğumda uçuşurdum. Lise yıllarımda ilgimi çeken konular edebiyat, felsefe, mitoloji, tasavvuf gibi konulardı. Sheaksper’in “Olmak ya da Olmamak” sözü üzerine çok düşündüğümü hatırlıyorum. Net olarak kavrayamasam da ne demek istediği üzerinde çok düşünmüştüm. Aynı şekilde Satre okurdum. Onun da ne demek istediğini net olarak karayamıyorum ama ilgimi çekiyordu. Lisede hostes olmak istedim. Uçmak, seyahat etmek çok eğlenceli geliyordu. Başka ülkeleri tanımak heyecan vericiydi.

Aileniz karşı mı çıktı?

Aslına bakarsanız hostes olmak istediğimi aileme ben söylemeden bir başkası söyledi ve ailem kabul etti. Ben çok şaşırmıştım. Benim sormaya bile cesaret edemediğim şeyi bir başkası aileme söylemiş ve onlar da onaylamışlardı.

Ve yaşasın özgürlük…

Maalesef…. Annemin evraklarımı hazırladığı, neredeyse her şeyin tamam olduğu zamanda Türk Hava Yollarına ait bir uçak Paris yakınlarında ormana düştü. Karşı komşumuz olan hostes Rona’yı orada kaybettik ve benim hosteslik maceram başlamadan bitti. Önce bir gir, çalışmaya başla üç ay sonra ayrılırsın dedikleri bankadan tam on dört sene sonra ayrıldım.

Ailenize bankada çalışmak istemediğinizi hiç söylemediniz mi?

Hayır. Ben onlara kendi isteklerimi söyleyerek onları mutsuz edeceğime inanıyordum o zamanlar. Bu gibi yargılarım vardı. Korkularım vardı. Kimseyi üzmek istemiyordum. Bankada olmayı sevmiyordum ama kalmıştım. Kalmışken de ilerleyeyim bari dedim. Bana bir heyecan versin diyerek çalıştım. İlerledim ve ikinci müdür oldum.

Kariyerinizdeki yükseliş sizi mutlu etti mi?

İkinci müdür olduğumda çok mutsuzdum. Gerçekten zor dönemler geçirmeye başlamıştım. Müdürümüzün mutsuz bir evliliği vardı ve eve gitmek istemiyordu. Bizi de sudan sebeplerden dolayı şubeden çıkarmazdı. Nişantaşı’nda çalışıyor olmamıza rağmen öğlen aralarında dışarı bile çıkamazdık. Herkesin gıpta ile baktığı hayatım aslında modern bir hapishanede yaşamak gibi bir hal almıştı. O zaman artık yıldım…

Yaşam sizi başka şeylere hazırlıyor sanki…

Aynen öyle. Gerçi o zamanlar ben bunu bir hazırlanma olarak değil travma olarak görüyordum. Ve bir gün dedim ki ben gidiyorum. Kayınpederim ve eşimin de desteği ile işi bıraktım. Bankayı bırakınca ilk travmam geçti. Kendimi evimin dekorasyonuna verdim, mutfakta annemden görmediğim şeyleri yapmaya başladım. Mantılar, tarhanalar, çiğ börekler…

Enerji çalışmaları ile tanışmanız nasıl oldu? O da bu süreçte mi başladı?

Bankayı bıraktıktan yaklaşık yedi sekiz sene sonra kendimi yerden kazıdığım bir döneme girdim. Uzun zamanın birikimlerinin temizlenmesi gerekiyormuş sanırım. 1995 yılında Canan’a bir baktım ki Canan yok. Ölmek istiyor. Kırk yaşında ölmek istedim.

Daha önce böyle bir düşünceniz olmuş muydu?

Hayır. Aslında insanların genelde yirmili yaşlarda böylesi düşünceleri olur. Bense kırk yaşında bu düşünceye kapıldım.

Denediniz mi?

Denemedim. Gidişi seçişim çok samimiydi ancak denemedim. Nasıl gideceğimi de bilmiyordum zaten. O zaman fark ettim ki benim buna enerjim yok. Ayrıca kimseye böyle bir miras da bırakmak istemediğime karar verdim. Gitmek isteyişim çok samimiydi belki ama bana hafif gelen bir seçim de değildi. Bunu hemen görebildim. O zamanlar enerjim olsa ne yapardım bilemiyorum. İyi ki yokmuş.

“Haklı olmaktan bıktım. Artık haksız ama mutlu olmak istiyorum” dediğiniz dönem bu döneme denk geliyor sanırım…

Aynen öyle. Eşimle olan ilişkimde, anne babayla olan ilişkimde hep haklıydım ama mutlu değildim. Biraz önce anlattığım gibi o kadar mutsuzdum ki, bu dünyadan gitmeyi bile düşünmüştüm. Orada bir soru sordum kendime; “Ben nasıl mutlu olacağım?”

Çok basit bir soru aslında?

Ben bu soruyu sormak için kırk sene beklemişim. Fakat ondan önce haklı olduğumu biliyordum fakat haklılıkla mutluluğun bir arada olmadığını gördüğüm noktada bu soruyu sordum kendime. Haklı veya haksız olmak bir kutupluluktu ve bu beni sıkıştırıyordu. Bu benim için gerçek değildi. Gerçek olan başka bir şey olmalıydı.

Haklıydınız ama mutsuzdunuz… Doğru anladım değil mi?

Evet, tamamen doğru anladınız. Eşimle olan ilişkimde, anne babamla olan ilişkilerimde haklıydım ama mutlu değildim. Burada istediklerinizi yapamamak var. İstediğinizi yapamadığınızda ve karşı taraf da istediği gibi hareket edince o zaman siz kendinize sormaya başlıyorsunuz; “Ben ne yapıyorum?” Kim için, ne için kendimi sınırlıyorum diye düşünüyorsunuz. Bunlar benim yaşamak istemediğim şeyler diyorsunuz. Seçimlerinizi yaşamadığınızı fark ediyorsunuz.

Böyle bir durumda “Hoş geldin travma!” diyoruz…

Aynen öyle… Aslında bugün baktığımda bunların tamamıyla kendimi bulmam için yaşadığım şeyler olduğunu biliyorum ama o zaman bilmiyordum. Şu anda o travmaya gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki de öyle bir dibe vuruş yaşamışım yoksa herhalde şimdi daha sığ yaşayacaktım. Kendimi bulmuş olmayacaktım. Kendim olamayacaktım.

“Kendin olmak” son zamanlarda oldukça sık duyduğumuz bir kavram…

Ben haklı olduğum zamanlarda hiç kendim olmadığımı gördüm. “Kendin Olmak” lafını ilk duyduğumda sanırım 2000’li yıllardı. O iki kelimeyi ilk duyduğumda “Eyvah!” dedim kendi kendime. “Bu ne demek?” diye sordum. Ben nasıl bir durumdaydım ki bunu anlamıyordum. O kadar uzaklaşmıştım kendimden.
Her şeyden önce ben olamadığım için haklıydım.

Haklı olmayı bir kenara bırakıp mutlu olmayı seçtiniz… Mutlu olmak için nasıl bir yol buldunuz kendinize?

Her şeyi ama her şeyi bıraktığım bir dönemdi. Kendime “Ben nasıl mutlu olacağım?” diye sorup duruyordum sadece. O zaman zınk diye bir bilgi geldi. “Haksız ol mutlu olursun“ dedi bana. Ben dedim ki; “Bir dakika ben haklı da olmak istemiyorum haksız da. Haklıyı da haksızı da bir kenara bıraktım. Meğer o zaman yolum açılmış. Orada bir seçim yapmıştım ve mutluluğu seçmiştim. Ondan önce siz bakış açılarınızı birilerine söylüyorsunuz, onlar size hak veriyor, sırtınızı sıvazlıyorlar. Haklı olduğunuzu söylüyorlar. Ben de oradan beslendiğimi fark ettim ama bu gerçek değildi. Bu mutluluk da değildi. Beni onaylasalar ne olur, onaylamasalar ne olur diye düşündüm. Bu onaylamalar bana ilham vermiyordu ki, beni coşturmuyordu. Orada yapay bir şey vardı. Mutluluğu seçmek özgürlüğe açılış gibiydi…

Mutluluk nedir diye sorsam…

Mutluluk bir seçim. Her şey bizim elimizde. Şu kaderciliği bir kenara bırakalım artık. Yalandan bir çıkalım. Birçok yalanın içindeyiz ama mutsuz isek demek ki bir yalanın içindeyiz biz bunu değiştirebiliriz , yeter ki biz bunu seçelim. İçinde bulunduğumuz bataklıktan nasıl çıkacağımızı bilmiyor olsak bile öncelikle çıkmayı seçmeliyiz. Seçimler yaratır. Seçersek yaratırız. Bunu yaşayan biriyim. Depresyonun dibinde “Ben nasıl mutlu olacağım?” dedim… Gerçekten çok samimi bir soruydu o. Seçersen mutlu olursun. Bu kadar basit…. Seçim… İnsanlar seçerlerse her şeyi değiştirecekler. Küçük şeyler seçerek başlayabilirler. Mesela ben günümü programlıyordum diyordum ki şu saatte orada olurum bu saatte bunu yaparım ertesi gün şunu yaparım… Bir bakıyordum ki bütün her şey bana uyuyor yani benim seçtiğim zamana uyuyor… Trafik de kişiler de olaylar da… Hakikaten öyle oluyordu… Ben bunu yapabiliyorum diyordum… Ben öyle istedim, seçtim ve öyle oldu… Şimdi daha fazlasını seçebiliyorum çünkü hepsi oluyor. Seçimler yaratıyor. İnsanlar seçsinler.

Sizin Access ile tanışmanız nasıl oldu?

Mutlu olmayı seçtiğim zaman bir yola girmiştim. Ağır ilerleyen bir yoldu ama ilerliyordu. Düşünsenize sene 1995 ve ben mutluluğu seçtim ve elimde alet edavat yokken bir ormanın içine daldım. Elimi tutacak kimse yok. Saklanmış olan Canan’ın ortaya çıkması uzun zaman aldı. Onu gerçekten kuyudan çıkarıyor gibiydim. Kolay değil küsmüştü Canan. Yoktu. Korkuyordu.

İlk adımınız ne oldu?

Evimin yakınındaki dans okuluna başlamakla ilk adımımı atmış oldum. İlk gördüğümde giremedim. Korktum. Çekindim. Gelmişim kırk yaşına gencecik insanların yaptığı hareketleri nasıl yaparım diye düşündüm. Bir sürü yargı ile geri adım attım. Bir gün yine aynı yerden geçerken o dans okulunu ilk defa görüyor gibi heyecanlandım ve içeri girdim. Önceleri korkarak girdiğim yerde hoca asistanı oldum. Öğrenciler “Biz de Canan Hanım gibi yapabilecek miyiz?” diye soruyorlardı. Öğretmen de onlara “Canan yeteneğinden değil sürekli geldiği için bu kadar iyi yapıyor” diyordu. O zamanlar, öğretmenin bu söylediklerine benim yeteneğim yok mu diye düşünerek içerliyordum biraz ama şimdi çok iyi anlıyorum. Yetenek hepimizde var, çünkü bizler sonsuz varlıklarız. Sadece seçmek gerekiyor hepsi bu… Ve ben de sürekli dansa giderek orada olmayı ve ilerlemeyi seçmiştim.

BİRŞEY ÇAĞIRIYIORMUŞ MEĞER…

Dansa başlamamamın üçüncü gününde oradaki bir arkadaşım aracılığı ile Radyans tekniği ile tanıştım. Bu arada evren benim için çalışmaya başlamış. Aynı dönemde eşim aldığı bir eğitimden çok etkilenmiş ve bana orada anlatılanları bir bir aktarmıştı. Anlattığı şeyler “Koşulsuz sevgi” ile bitiyordu. Aynı şekilde danstaki arkadaşımın bahsettiği teknik de “Koşulsuz Sevgi” ile tanımlanıyordu. Ben de bunun peşinden gittim. Yüzlerce kitap okudum. Enerji çalışmalarının içinde bulundum ve fark ettim ki çevrem değişmeye başladı.

Çevrem değişmeye başladı derken hayatınıza giren yeni inşalardan mı bahsediyorsunuz?

Hayır. İnsanlar aynıydı ama değişiyorlardı. Çünkü ben değişiyordum. Bana o zamanlar ilginç geliyordu. Sonra dedim ki bunlar çok güzel ama ben öyle bir şey istiyorum ki, bir gece yatayım kalkayım ve hayatım değişsin. Bunu çok istemiştim. Gerçekten ve gönülden. Sonrasında hayatıma hemen Access girdi. Hem de benim istediğimden daha hızlıydı. Ben yatayım kalkayım, bir gecede her şey değişsin derken bir buçuk saat yatıp kalkınca hayatımı değiştirdi Access.

Bu gerçekten olabiliyor mu? Bir buçuk saat yatıyorsunuz ve kalktığınızda her şey değişiyor…

Kişi gerçekten istiyorsa evet bu oluyor gerçekten. Örneğin sistemle ilk tanıştığımız zamanlarda kurtarıcılık enerjisi çok yüksek bir arkadaşım çok mutsuz oldu. O kocasını, çocuğunu kurtarmak üzerine kurduğu hayatından memnunken, yüksek farkındalık düzeyindeki eğitmenin “Sen onu bırak kendine bak” demesi ona küfür gibi gelmişti. Ben ise muhteşem bir şey yaşadım. Biraz önce nasıl bir travmanın içinde olduğumu size anlattım. O haldeyken bana bir kere dokunulmasıyla oluşan değişim inanılacak gibi değildi.

Ve eğitimini aldınız?

Evet. 2000 ve 2009 yılları arasında kimi bulduysam kafasına dokundum.

“Kafasına dokundum” demişken sistemin uygulamasından bahseder misiniz?

Beynimiz büyük bir kapasitördür. Yani gerilim ve elektrik yükü biriktiren bir aygıt gibidir. Tüm düşüncelerimizin ve duygularımızın, algı ve hislerimizin bir elektriksel bileşeni vardır. Anlam yüklediğimiz her şeyi beynimizde depolarız. Beyin adeta geçmiş yaşamlardan ve bu yaşamdan gelen, milyonlarca yıllık düşünce, önemseme ve tutumları hafızasına atan, dev bir bilgisayar gibidir. Başımızın üzerinde iyileşme, zaman, umut, farkındalık, yaratıcılık, güç, yaşlanma, cinsellik, para ve benzeri şeylerle ilgili düşüncelerimizin, fikirlerimizin, duygularımızın, inançlarımızın ve kararlarımızın depolandığı 32 enerjetik, elektrik şarj deposu bulunur. Bars seansında bu noktalara parmak uçları ile yumuşakça dokunularak, bu noktalar aktive edilir ve burada birikmiş elektrik yükü ile beraber o konu hakkında geçmişten getirdiğimiz tüm kısıtlamalar ve blokajlar elektro manyetik olarak serbest bırakılıp silinir. Tıpkı bilgisayarımızdaki gereksiz dosyaları sildiğimiz gibi.

Uygulama kaç saat sürüyor?

Bir buçuk saat.

Access ile insanların hayatlarında ne gibi değişiklikler olabiliyor?

Size kendimden örnek vereyim. Köpek korkusu, karanlık korkusu, aklınıza ne gelirse ondan korkan biriydim. Access korkuları, fobileri, travmaları, stresi, depresyonu ve daha birçok hayatınızda istemediğiniz ağrılıklarınızdan sizi kurtartıyor.

Hamilelere ve çocuklara uygulanabilir mi?

Evet tabii. Hamile olduğunuz dönemde de uygulanabilir. Ayrıca bu bebek içinde çok faydalı olacaktır. Daha doğmadan, anne karnında öfkelerden, travmalardan, stresten temizlenmiş bir bebek kulağa hoş geliyor. Çocukların okul öncesi veya sınav öncesi streslerini giderme konusunda çok yardımcı olduğu için çocuklar da akademik olarak daha başarılı olabiliyorlar.

Uzaktan uygulanması mümkün mü?

Hayır. Maalesef Access uzaktan uygulanan bir sistem değil. Danışana mutlaka dokunmak gerekiyor.

Kaç seans öneriyorsunuz?

Bu soru hep geliyor. Ben de diyorum ki daha ne kadar çok mutlu olmak istiyorsunuz? Daha ne kadar hayatınız kolaylaşsın istiyorsunuz? Daha ne kadar ihtişam istiyorsunuz hayatınızda.. bu onula ilgil.. bunu şuna bezetiyorum Kaç kere yıkanacağız bu hayatımızda? Kaç kere yıkanmam lazım acaba? insan kokuşuyor. Düşünce kokuşuyor. Düşünüyorsan kokuşursun.

İnsanların hayatında genel olarak neşe yok. Özellikle yaşadığımız son dönemde. Bunun aşılmasında Access nasıl bir yerde durabilir? Access’te bir söz var “Kendin ol dünyayı değiştir.”

Aslına bakarsanız öyle bir dönemdeyiz ki her şey değişiyor. Ben son zamanlarda yaşadıklarımızı bu değişim yolunda doğum sancısı gibi görüyorum. Bir bebek doğacak ve bunun bir sancısı yaşanıyor. Ancak bu bilinç gerektiren bir şey. Access insanların hayatına bilinç getirir. Biz hayatımızda acıyı nerede yaşıyorsak, nerede mutlu değilsek orada sıkışma olur. İçinde bulunduğumuz realite acı ve travma üzerine kurulu çünkü yargı üzerine kurulu. Yargı varsa mutluluk olmaz. Haklı olmak ve haksız olmak bir kutupluluktur.

Kutupluluğun yaşandığı yerde mutluluk ve neşe olmaz. Mutlu olmak için sebepler bulabilirsin elbette örneğin istediğin bir marka ayakkabıyı aldığın için mutlu olursun ama bu geçicidir ve gerçek değildir. Onu aldıktan sonra mutlu olmak için başka bir sebep ararsın. Biz sebep sonucun ötesine geçmeliyiz. İşte o zaman neşe ve ihtişam hayatımıza girer. Access bizi buna davet ediyor. Access bize diyor ki; “Gerçekte olduğun sonsuz varlığın bilincinde olmak ister misin?” Access bize daha fazla bizi vermek için var. Sizin daha fazla kendiniz olmanız ile ilgili. O yüzden bireysel seanslar haricinde eğitimler de veriyoruz zaten.

Eğitim alan bir kişi kendisine Access uygulayabiliyor mu?

Kendine uygulama şeklini öğretiyoruz. Komutla gece yatarken nasıl yapacağınızı öğretiyoruz ancak accessin hediyelendirme – alıp kabul etme günleri var. Her Çarşamba buraya, Bilince Erişim merkezine istediğiniz saatte gelebilirsiniz. Biri size dokunur siz de bir diğer kişiye dokunursunuz.

Para ile ilgili yargılarımız çok fazla. Acces bu konuda bize nasıl yardımcı olabilir?

Para ayıp bir şey olarak algılanıyor. Para istemek kötüdür. İnsanlar para isteyemezler. Accessin bu konuda çok güzel seminerleri var. Bir tanesi; “Para Problem değil, problem sizsiniz.” Bir diğeri de; “nasıl para olunur?” Parayı yaratmak için önce para olmalısınız. Yaratıcı tarafınızın tümüyle açığa çıktığı bir seminer bu. Bütün bakış açıları temizleniyor. O kişi artık nerede tıkalı, paraya karşı bakış açıları nerede arızalı bunu fark ediyor ve yaratmaya başlıyor. Access Bars da bunu destekliyor. Barsın amacı sizin bu realitede kendinizi nerede kısıtladığınızı ve sonlu bir varlık olarak gördüğünüzü bulmak. Kısıtlanmış yerlerdeki blokajları temizliyor, çöpleri atıyor. Access Bars ile bize ait olmayan her türlü duygu düşünce ve hissi atıyoruz. O zaman biz oluyoruz.

Yargılarım bana mı ait, bir başkasına mı? Bunu nasıl anlayacağım?

Hiçbir yargı size ait değildir. Yargı bize ait değil. Sizin bakış açınız ne? Ben kendim olmadığımı anladım ama kendin olmak bana o kadar uzaktı ki hangi bakış açısı benim hangisi anemin hangisi toplumun hangisi babamın hepsi karmakarışıktı ama bildiğim bir şey vardı. Mesela evlilik… Eşim bana evlenme teklif ettiğinde içim evlenmek istemedi. Dedim ki; “Keşke birlikte yaşasak…” Demek ki bana ait olan oydu. Çünkü evlilik de ilginç. Şu anda eşim Güvercinlik’te yaşıyor bense burada. Herkes buna şaşırdı. Ayrıldığımızı ve hatta hayatlarımızda başkalarının olduğunu bile düşündüler. Oysa biz sadece seçimlerimizi yaşıyoruz ve mutluyuz. 2004’te Bodrum’a gitmek ve orada yaşamaya başlamak benim seçimim değildi. Eşimin seçimiydi. O dönemde ben “Kadının yeri kocasının yanıdır” diye kodlanmış olduğum için ona “Sen git orada yaşa. Ben gelmek istemiyorum” deme cesaretini gösterememiştim. İnsan gerçek seçimlerini yaşamalı… Bu gerçeklik eşime ve aileme de ilham oldu.

Umarım herkes kendi potansiyelini keşfetmeye başlar. Ne kadar güçlü olduğunu fark eder. Bizler her sihrin kendisiyiz. Accesss bunu fark etmemizi sağlıyor.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ülke ile ilgili şunu söylemek istiyorum. Yargı ile bir yere varamayız. Yargı ile bir şeyi değiştiremeyiz. On senedir hükümetle ilgili yargılar vardı ben diyordum ki bu şekilde çok daha fazla güçlendiriyorsun. Yargıladığın zaman enerji ona gider ve güçlenir. Eğer ki o yargıyı içimizde değiştirebilirsek ona yargısız objektif bakabilirsek kutupluluktan değil de gerçekten objektif bakabilirsek işte o zaman kendi gücümüz ortaya çıkıyor. Soracağınız sorular ile muhteşem bir sihir yaratabilirsiniz…. Yargı ile değişim olmaz. Bizim ülke olarak çok daha fazla bilinçle çalışmamız gerekir. Türkiye’de yargıyı Avrupa’ya göre daha fazla hissediyoruz. Aslında bunu böyle de söylemek istemiyorum çünkü yaratıyorum. Avrupalı için sizin kendiniz olmanız çok daha önemli. Ben de yargılarla büyüdüm… Onun kıyafetine bak, aman şuna bak elini kolunu nereye koyacağını bilemiyor, … Yargılamadan bir şey izleyemiyoruz bile. Ancak tekrar söylüyorum; yargı ile değişim olmaz.